Türkiye’de İlk kez üniversitelerde toplu sözleşme mücadelesi başlattık.

Yükseköğretim alaninda bir ilki gerceklestirmek hayaliyle yola çıktık.
Üniversitelerin tum bileşenlerini ilgilendiren sorunların üniversiteler ile sendikaların kurum bazında yapacakları (tıpkı belediyelerde olduğu gibi) toplusozlesme ile çözüleceğine inanıyoruz.
Ülkemizde devlet memurlarının yetkili sendika aracılığıyla toplu sözleşme yapma hakkına sahip olduğu göz önünde bulundurulduğunda, Üniversitelerdeki personellerin de bu hakkın dışında tutulması mümkün değildir. Genel yetkili sendika ile kamu idarelerindeki çalışmalara ilişkin yapılan toplu sözleşmeler Yükseköğretim Kurumlarındaki somut çalışma sistemi ve çalışanların yaşadıkları sıkıntılar kapsamında çözüm odaklı yaklaşım getirmemektedir. Diğer kamu kurumları ile Yükseköğretim Kurumlarının çalışma prensipleri ve sistematiği oldukça farklı olduğundan çalışanların hakları ve çalışma tertipleri ancak yerel toplu sözleşmelerle düzenlenebilecektir. Aksi halde toplu sözleşme hususu Yükseköğretim çalışanları için faydasız kalmakta ve sendika temel işlevini yitirmektedir. Mevcut durum örgütlenme özgürlüğüne aykırılık teşkil etmektedir.

Somut durum Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 11. Maddesine, ILO’nun 87 ve 98 numaralı sözleşmelerine, Anayasamızın 90. Maddesine aykırılık teşkil etmektedir

İk yıldır yetkili olduğumuz Dokuz Eylül üniversitesinde yazışmaların sonuna geldik. Üniversite mevzuat gereği toplu sözleşme yapamayacağını bildirdiler. Bizler bölge avukatimiz ve yükseköğretim uzmanımız Ozan Karakaya ve genel merkezimizin desteği ile hukukî mücadelemizi baslattik.
Mücadele edenler her zaman kazanamazlar, ancak kazananlar her zaman mücadele edenlerdir.
Er ya da geç kazanacagimiza inanıyoruz.
Eğitim iş İzmir 4 nolu Yükseköğretim şubesi

Etkili ve yetkili sendika
Eğitim iş İzmir 4 nolu Yükseköğretim şubesi

Facebookmail

DOKUZ EYLÜL ÜNİVERSİTESİ GÜZEL SANATLAR FAKÜLTESİ VE DEVLET KONSERVATUARI HAKKINDA AÇIKLAMAMIZDIR.

Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi ve Devlet Konservatuvarı’ nın Narlıdere’deki binalarının depreme dayanıksız olması gerekçesi ile Rektörlük binası olarak Tınaztepe’de inşa edilen binaya taşınması hakkındaki değerlendirme, görüş ve önerilerimizi öncelikle Dokuz Eylül Üniversitesi’nin öğrencisi, akademisyeni, idari ve teknik işgöreni olmak üzere tüm kamuoyu ile paylaşmak isteriz. Konunun irdelenecek birçok yönünün olduğunu biliyoruz. Bununla birlikte bu açıklamamızda özden uzaklaşmamak ve yapıcı olmak adına konunun en önemli olduğunu düşündüğümüz yönlerine ilişkin görüşlerimizi sunuyoruz.

İlk olarak bugüne gelinen süreçte yaşananların bir fotoğrafını çekmek isteriz. Sürecin ne zaman ve nasıl başladığına ilişkin belleğimizi yokladığımızda daha Prof.Dr. Mehmet Füzün’ ün rektörlüğü döneminde Devlet Konservatuvarı binasının depreme dayanıksız olduğu yönünde bilgiler bulunduğu ve hatta oluşan tepkiler üzerine bir sessizleşme dolayısı ile rafa kaldırılma yaşandığı bilgisi ile karşılaşıyoruz. 2019 başında konu bu kez Güzel Sanatlar Fakültesi binalarını da kapsayacak şekilde tekrar gündeme gelmiş; bu aşamada GSF Dekan V. Prof.Dr. Hacı Yakup Öztuna ve DEÜ Rektörlük Üst Yönetiminin birbiri ile çelişen açıklamalarının ve gelişmeye başlayan tepkilerin ardından konu yine sessizleşmiştir. Haziran 2019’a geldiğimizde DEÜ Rektörlüğü, DEÜ Mühendislik Fakültesi Öğretim elemanlarından oluşan 06.02.2019 ve 27.06.2019 tarihli iki raporu dayanak göstererek taşınmanın kesin olarak yapılacağı yönünde almış olduğu kararını uygulamaya koymuştur. Bu durum öğrencisinden öğretim elemanına DEÜ GSF ve Konservatuvar bileşenlerinin tepkisine yol açmıştır. Tepkilerinin odağında sanat eğitiminin uygulamalı olması nedeni ile bu taşınmanın eğitimin niteliğini olumsuz yönde etkileyeceği ve bu olumsuzluğun en azından iki ya da üç dönem öğrencilerinin niteliksiz bir eğitimle karşı karşıya oldukları vardır. Kaldı ki, 90’ların başına değin Alsancak’ta olan GSF yapılarının o zaman görece İzmir’in merkezinden uzak bir yere; Narlıdere’ye, ‘’atılmasının’’ travması belleklerdeki tazeliğini korumaktadır ki, şimdi gelişmiş, oturmuş ve insan ile iç içe bir haldeki Narlıdere’den toplum ile yalıtık bir yer olarak görülen ve sanat eğitimi için hazırlanmamış bir yapının bulunduğu Tınaztepe’ye yeni bir ‘’atılmayı’’ kabullenemediklerini dile getirmektedirler.

Bu noktaya kadar yaşananları değerlendirdiğimizde ‘’depreme dayanaksız’’ olduğu her ikisinde de altı bilim insanının imzasını taşıyan raporlar ile kanıtlanmış yapılarda eğitim ve öğretime devam edilemeyeceği olgusunun bir takdirin ötesinde yasal bir zorunluluk olarak karşımızda olduğunu görmekteyiz. Devlet malı elbette korunmalıdır ama bir canımızın; öğrencimizin, işgörenimizin dahi burnunun kanamasına izin de veremeyiz. Bununla birlikte böylesine önemli bir konuda DEÜ Rektörlüğü süreci yönetirken özellikle saydamlık adına olumsuz bir tutum içinde olmuş ve karar alma süreçlerindeki demokrasi anlayışının ne olduğunu ortaya koymuştur. Öyle ki; yapılacaklardan ve yaşanacaklardan en çok ve doğrudan etkilenecek olan DEÜ Güzel Sanatlar Fakültesi ve Devlet Konservatuvarı bileşenlerinin temsilcileri yanı sıra yasal anlamda temsilcileri olan sendikalar süreçlere alınmamış, bilgi ve görüşlerine başvurulmamıştır. İki dönemdir DEÜ’de yetkili sendika olmamıza rağmen sendikamız gelişmelere dahil edilmek bir yana bilgi dahi verilmemiştir. Bu tutumun gelişmelerin olumsuza evrilmesinde önemli etkisi olduğunu düşünüyoruz.

Gelinen noktada insan yaşamına ilişkin bilim insanları tarafından hazırlanmış iki resmi rapor vardır ve ister takdir ister yasal zorunluluk deyin artık Narlıdere’de bulunan Güzel Sanatlar ve Devlet Konservatuvarı binalarında eğitim ve öğretim yapılamayacağı ve bu binaların yıkılmasının zorunlu hale geldiği açıktır. Yanı sıra ön çalışma olmaması nedeni ile sanat eğitimin niteliğine uygun olarak hazırlanmayan bir yapıya taşınılacağı ve bunun en az iki dönem öğrencisinin eğitimini olumsuz yönde etkileyeceği de açıktır. Bu noktada DEÜ Rektörlüğü’nün uygulamaya koyacağını açıkladığı önlemleri önemsiyor ve akıllarda oluşan önemli bir soruya yanıt olması bakımından DEÜ Üst Yönetimi ve Yönetim Kurulu’nun yıkılacak yapılarının bulunduğu yerde daha da iyisi yıkım sürecinde zaman kaybedilmesini önlemek bakımından GSF’nin Alsancak’taki eski yerleşkesinin inşaata hazır olduğunu dikkate alarak iki yıl içinde yeniden Güzel Sanatlar Fakültesi ile Konservatuvar binaları inşa edilmesi yönündeki iradesini ortaya koyan kararını açıklamasını diliyoruz. Bu süreçte içinde olduğumuz ekonomik koşullar ve genelgelerde açıkça gördüğümüz üzere merkezi bütçeden yeni bina yapımına kaynak ayırmadaki zorluklar nedeni ile İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin çözüm üretmek adına sürece dahil olma girişimini ve DEÜ Rektörlüğü’nün bu girişime yönelik olumlu tutumunu çok değerli bulduğumuzu belirtmek istiyoruz. Dokuz Eylül Üniversitesi Türkiye Cumhuriyeti’nin önemli bir üniversitesi olmak yanında İzmir ile özdeşlemiş bir değeridir. Bu değerin korunması ve gelişimi yönünde iki yerel yerinden yönetim organının dayanışması, alkışlanmanın ötesine geçebilir ve örnek olur diye düşünüyor ve destekliyoruz.

Sonuç olarak, terazinin bir kefesinde insan yaşamı olduğunda diğer kefesinde ne olduğu önemli değildir diyen bir anlayışla, bir olursak engelleri aşarız, zorlukların üstesinden geliriz diye düşünerek iki yıl için girişilen bu zor süreçte zorlukları birlikte göğüsleyelim diyoruz. Bu doğrultuda olmak üzere DEÜ Rektörlüğü’nün Güzel Sanatlar Fakültesi ve Devlet Konservatuvarı öğrenci, öğretim elemanı ve sendikaların temsilcilerinin katılımı ile kamuoyunun bilgi ve gözlemine açık saydam bir kurul oluşturmasını, süreçlerin bu kurul tarafından olgunlaştırılması ve yönlendirilmesini öneriyoruz.

Saygılarımızla…

Eğitim İş Eğitim ve Bilim İşgörenleri Sendikası

Yükseköğretim Şubesi Yönetim Kurulu

Facebookmail