Eğitim Kurumlarında Sinizm ve Örgütsel Sessizlik

Eğitim İş İzmir 4 No’lu Yükseköğretim Şubesi araştırması olan Eğitim Kurumlarında SİNİZM VE ÖRGÜTSEL SESSİZLİK araştırma sonuçlarını Öğretim Üyesi Prof. Dr. Özlem Çakır’ın sunumu ile paylaştık. Türkiye’de farklı illerden Öğretmen, Akademik ve İdari Teknik Personelin anket doldurarak katıldığı araştırmaya katılan tüm Eğitim ve Bilim İşgörenlerine teşekkür ederiz. Prof. Dr. Özlem Çakır’a çok teşekkür ederiz. Anket verilerini bilgisayara aktarmamıza yardımcı olan işyeri temsilcilerimize, şubemiz yöneticilerine çok teşekkür ederiz. Araştırma sonuçlarını açıkladığımız bu gecemizde bizleri yalnız bırakmayan tüm dostlarımıza çok teşekkür ederiz. Araştırma hakkında özet bilgileri de burada paylaşmak isteriz.
EĞİTİM KURUMLARINDA ÖRGÜTSEL SİNİZM DÜZEYİ VE ÖRGÜTSEL SESSİZLİK İLE İLİŞKİSİ
Eğitim kurumlarında “örgütsel sinizm ve örgütsel sessizlik” düzeylerini belirlemeye yönelik yapılan araştırmada amaç, son yıllarda kamu personelinde gözlemlenen motivasyon eksikliği ve verimlilik düşüşünün nedenlerini sinizm ve sessizlik üzerinden belirlemek ve edilen bulgular doğrultusunda politika ve öneriler geliştirmektir.
Örgütsel sinizm, çalışanların kurumlarına ilişkin olarak hissettikleri olumsuz duygular ve bu duygulara bağlı olarak geliştirdikleri düşünceler ve davranış biçimlerini ele alan bir olgudur. Örgütsel sessizlik ise bireylerin örgütlerinde olan biten olay ve işlemlere karşı söylemsel ve davranışsal tepkiler vermeyişleri olarak ifade edilmektedir. Her iki tutum da olumsuz karakterde olup, personelin bireysel performanslarını düşürmekte, kurumların verimlilik düzeylerini azaltan bir etki yaratmaktadır. Araştırma konusu seçimindeki bilimsel merakın temelinde genel olarak kamu personelinin kamu hizmetini yerine getirirken, işine giderken olumsuz iş tutum ve davranışlarına sahip olmaları ve iş dışı özel yaşam alanlarında da benzer olumsuz duygularla hareket etmelerine ilişkin gözlemdir. Eğitim, toplumda en önemli kamu hizmetlerinden biridir. Bu hizmetin sağlıklı bir şekilde sunulabilmesinin ön koşullarından biri personelin motivasyon ve moral düzeyinin yüksek olmasıdır. Örgütsel sinizm ve sessizlik ise bu durumun tersi bir ortam yaratma potansiyeli olan olgulardır.

Örgütsel sinizm eğitim kurumlarında ortaöğretim ve lise öğretmenleri ve üniversitelerde akademisyen ve idari personelin çalışma isteksizliği ve motivasyon düşüklüğünün kökeninde kurumlarına ilişkin hissettikleri sinik duygu ve düşünceler gelmektedir. Araştırma Türkiye çapında gerçekleştirilen alan araştırmasında 609 kişi ile gerçekleştirilmiştir. Katılımcıların mesleki konumları ise şöyledir: % 31,4 oranında (191 kişi) ilköğretim öğretmenidir. Bu gruptaki öğretmenler 4+4 eğitim sistemi içinde temel eğitim seviyesi öğretmenlerini kapsamaktadır. Örneklemin %29,2’si (178 kişi) lise öğretmeni, % 27,3’ü kadrolu idari personel statüsünde iken %7,1’lik orandaki katılımcı ise öğretim üyesi statüsündedir.

Araştırma elde edilen bulgular eğitim sektöründe görev yapan kamu personelinde sinizm düzeylerinin duygusal, bilişsel ve davranışsal açıdan yüksek olduğu ve örgütsel sessizlik nedenleri ile anlamlı bir ilişkiye sahip olduğu şeklindedir. Örgütsel sinizmde düşünce boyutunu ilk sırayı alırken, davranışlar ikinci, duygular ise üçüncü sırada ortalama puana sahiptir. Kurumlarına karşı olumsuz duygu, düşünce ve davranışlar içinde olan personelin aynı zamanda yöneticiler ile iletişimlerinde de sessizliği tercih ettikleri görülmektedir. “Genel olarak iş veya işyerinizle ilgili konu, sorun ve endişeleriniz hakkında yöneticilerinizle rahatlıkla konuşabileceğinizi hissediyor musunuz?” sorusuna verilen yanıtlarda “genellikle evet” cevabını verenler dışında cevap oranlarına bakıldığında “yöneticilerle konu, sorun ve endişeler hakkında rahatlıkla” görüşemeyeceğini düşünenlerin oranının yaklaşık %61 olduğu görülmektedir. “Yöneticilerinizle endişeli olduğunuz bir konuyu veya sorunu açıkça konuşamayıp sessiz kalmayı tercih etmeyi genel olarak ne sıklıkla yaşadınız?” sorusuna verilen cevaplarda katılımcıların %20’si hiçbir zaman sessiz kalmadığını belirtirken, %27,3’ü nadiren sessiz kaldığını belirtmiştir. Ancak bazen, genellikle ve her zaman cevaplarını verenlerin toplamı %52,7’dir. Hiç küçümsenmeyecek bir oranda sessiz kalmanın tercih edildiği görülmektedir. “Sorun yaratan/şikayetçi biri olarak değerlendirilme korkusu” sessizliğe etki eden nedenler arasında ilk sırayı alırken, “yöneticilere güvensizlik” ikinci sırada, “yöneticilerin en iyi ben bilirim tavrı” üçüncü sırada yer almaktadır.
Örgütsel sinizm madde ortalamalarında Çalıştığı kurumda söylenenler ile yapılanların farklı olduğuna inananlar çoğunluktadır. Çalıştığı kurumda, bir uygulama yapılacağı söyleniyorsa bunun gerçekleşip gerçekleşmeyeceği konusunda kuşku duyanların sayısı fazla, çalıştığı kurumda çalışanlardan bir şey yapması beklenirken başka bir davranışın ödüllendirildiğine inananların sayısı fazladır. Sonuç olarak yapılan çalışma sonucunda eğitim kurumlarında Örgütsel sinizm düzeyinin yüksek olduğu görülmektedir.
Ne yapmalı konusunda ise; Eğitim kurumlarında örgütsel sinizm düzeylerinin düşürülmesi, işgörenlerin çalıştıkları kurumlara daha olumlu duygular hissetmelerini geliştirecek önlemler alınması, işgörenlerin yöneticilerle daha kolay ve etkin bir iletişim gerçekleştirme imkanı sağlanmasının eğitimin etkinliğinin arttırmada önemli katkı sağlayacağına inanmaktayız.
Eğitim-İş İzmir 4 No’lu Yükseköğretim Şubesi.

 

     

Facebookmail

HAK VERİLMEZ ALINIR.

Erk sahiplerinin yetkilerini kısıtlama ve halka hak ve özgürlükler kazandırma anlamında ilk önemli adım sayılan MagnaCarta’dan bu güne verilen mücadelenin özü en güzel ‘’hak verilmez alınır’’ tümcesinde karşılık bulur. Sendikal mücadele tarihi de bu yolda atılan adımların, ödenen bedellerin ve kazanımların tarihidir. Bugün üniversitelerde görev yapmakta olan idari ve teknik işgörenlerin kariyer basamaklarını yasalarla belirlenen haklara uygun olarak tırmanabilmelerini sağlamaları yönünde önemli hukuksal kazanımların mutluluğunu ve gururunu sizlerle paylaşmak istiyoruz. Şöyle ki; kalıcı şekilde boşalan memurluk, şeflik, müdürlük ve teknik kadrolar için görevde yükselme ve unvan değişikliği sınavı açılması yasa gereği olmakla birlikte birçok üniversitede bu yasal zorunluluk yerine getirilmez. Bu boş kadrolarda çoğu zaman vekalet müessesi istismar edilerek atama ya da görevlendirme yetkilisine bir nedenle yakın olan kişiler görevlendirilir. Bu durumun bu kadar yaygın uygulanmasının kökeninde görevlendirilenlerin vekalet ücreti adı altında yapılan ödemelerden yararlanmaları gibi maddi boyutu bulunmakta iken görevlendirenler bakımından dilediğinde görevden alabilme yetkisinin olması yanı sıra dilediğini itirazla karşılaşmaksızın yaptırabilmek bulunmaktadır. Ancak, Ege Üniversitesi’nde görev yapan ve Şubemiz ile dayanışma içinde olan üyemiz Haydar Demoğlu bu duruma son vermek noktasında önemli bir kazanım elde etmiştir.Ege Üniversitesi Bergama Meslek Yüksekokulu Sekreteri olarak görev yapmakta iken ailevi ve sağlık nedenleri ile Bornova Merkez yerleşkeye sekreter ya da alt görev olmak üzere şube müdürü olarak atanması yönündeki taleplerinin kabul edilmemesi üzerine açtığı davada Danıştay kalıcı şekilde boşalan kadrolar için makul bir sürede(ki bu makul olma durumu sınava hazırlık için gereken süredir.) sınav açılması gereğini hükme bağlamıştır. Bu hükme rağmen Ege Üniversitesi Rektörlüğü 9 şube müdürlüğü kadrosu boş olmasına rağmen 4 şube müdürlüğü kadrosu için sınav açmıştır. Bu nedenle ‘’İdari Yargı Kararlarını Uygulamama’’ suçu işlemiştir. Bu süreçte gerek sendikamız gerekse Haydar Demoğlu Ege Üniversitesi Rektörlüğünü görevde yükselme sınavını bertaraf etme kastı ile ve bir kamu görevlisinin yararına, diğer kamu görevlilerinin zararına danışıklı işlem yapmaması aksi halde o işlemler hakkında da yasal yollara başvurulacağı yönünde uyarmıştır. Ancak, bu yönde çeşitli medya organlarında haberler çıkması üzerine yaptığımız bilgi edinme başvurularımıza yanıt vermekten kaçınılmıştır. Bu durumda Ege Üniversitesi Rektörlüğü üst yönetimi ve soruşturmada suça karıştıkları belirlenecek kamu görevlileri haklarında yargı kararlarını uygulamamak ve kanuna karşı hileli işlem yapmak suçlamaları ile suç duyurusunda bulunmak hakkı doğmuş olup, bu hak bugün itibarı ile kullanılmış ve İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 2019/125422 sayılı esasına kayıtlı olarak soruşturma başlatılmıştır.

Buradan bilinmesini isteriz ki; Haydar Demoğluile birlikte yürütülen bu kolektif çalışmada dileğimiz tüm kamu görevlilerinin kariyerlerinin ve liyakatlerinin bir gereği olarak açılması gereken sınavlarda dürüstçe yarışabilmeleri ve hak ettikleri kadrolara yasal yollardan erişebilmeleridir. Sendikamızın da Haydar Demoğlu’nun da düşüncesi istisnalardan ve kayırmalardan yararlanmak değil aksine herkesin bu hakka sahip olmasıdır. Bu hak artık Danıştay tarafından da onanmış yargı kararları ile mevcuttur ve hak verilmez alınır sözünün bir somut örneğidir. Ülkemizin her yerinde yükseköğretim işgörenleri bu kararı dayanak göstererek kalıcı şekilde boşalmış görevde yükselme ve unvan değişikliği sınavına tabi kadrolar için derhal sınav açılmasını isteyebilirler ve gereğinin yapılamaması halinde yargıya başvurabilirler. Sendikamız bu yönde girişimde bulunmak isteyen tüm yükseköğretim işgörenlerine hukuki yardımda bulunmayı bir ödev olarak kabul etmekte ve desteklemektedir. Yine yükseköğretim işgörenlerinin yukarıda değindiğimiz üzere hülle yolu ile yapılan atamalara karşı da hukuk mücadelelerinde yalnız olmadığını, hak arayışlarında Eğitim İş’in yanlarında olduğunu bilmelerini isteriz.

Facebookmail

Dr. Öğretim Üyesi Oktay GÖKDEMİR Hocamızın Yanındayız.

Dokuz Eylül Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde görev yapmakta olan üyemiz Dr.Öğr.Üyesi Oktay Gökdemir, bu sabah maaşını almak üzere banka hesabını kontrol ettiğinde hesabında kısmi bir ödeme bulunduğunu görmesi üzerine bağlı olduğu Fakülteyi aradığında ‘’Hocam, görev süreniz uzatılmadığından kısmi ödeme yapılmıştır.’’ yanıtını almıştır. Rahatsızlığı nedeni ile evinde dinlenmekte olan değerli hocamız şaşkınlık ve üzüntü içerisinde bizlere ulaşmıştır. Sendika yönetimi olarak Dokuz Eylül Üniversitesi üst yönetimi ile yaptığımız görüşmelerden ayrıntı elde edilememiş ve bunun üzerine fakülteye gidilerek konuya ilişkin yazılı metin teslim alınmıştır. Yazıda herhangi bir gerekçe gösterilmeksizin, “Görev sürenizin sona erdiği 20/11/2019 tarihinden itibaren yeniden atamanızın Rektörlük makamınca uygun görülmediği” şeklinde bir açıklama yapılmıştır.
Tarih alanında 33 yıllık bir deneyime ve birikime sahip bir öğretim üyesinin böylesi bir muameleyi hak etmediğini düşünüyoruz. Öyle ki, Dr.Öğr.Üyesi Oktay Gökdemir başarılı bir akademisyen ve tarihçi olmak yanında siyasi analiz ve saptamalarıyla siyaset sahnesinde de aktif olarak yer alan muhalif çıkışlarıyla da dikkat çeken bir kişiliktir. Ancak yukarıda da değindiğimiz üzere burada kişiden çok yapılan eylem önemlidir. Görev süresinin sona erdiği ve atamasının uygun görülmediği yönündeki yazıda da herhangi bir gerekçe belirtilmemiş olmasına dikkat çekmek isteriz. Kamusal işlemlerde; özellikle bu tür süre uzatımlarında süre uzatılmışsa bir gerekçe aranmaz iken, süre uzatılmaması mutlak bir gerekçeye bağlanmaktadır. Böyle bir gerekçenin yokluğu ancak idarenin keyfi kararlar aldığına işaret etmektedir.
Dr.Öğr.Üyesi Oktay GÖKDEMİR son iki yıllık süreçte çeşitli soruşturmalarla, ders verilmemesi, lisansüstü ve lisans seçmeli derslerinin açılmaması ve talep ettiği halde bilim jürilerine alınmaması gibi yıldırıya varan uygulamalara maruz kalmış ve son olarak görev süresi uzatılmamıştır. Atatürk ilkelerini, Cumhuriyetin kurucu değerlerini, laik, bilimsel, çağdaş ve demokratik üniversiteyi savunan ve bu doğrultuda bedel ödemekten çekinmeden zaman zaman eylemler yapan üyemiz Dr.Öğr.Üyesi Oktay GÖKDEMİR’in maruz kaldığı bu uygulamayı hak etmediğini biliyoruz. Eğitim İş Sendikası Yükseköğretim Şubesi olarak Dr.Öğr.Üyesi Oktay GÖKDEMİR’in hak arayışında yanında yer alacağımızın bilinmesini istiyoruz.
Eğitim İş İzmir 4 No’lu Yükseköğretim Şubesi

Facebookmail