YÖK üyesi Sayın Prof. Dr. Mehmet Şişman’ I ZİYARET ETTİK

YÖK Üyesi SAyın Prof.Dr. Mehmet ŞİŞMAN’a ”2020’ye Girerken Yükseköğretim” Çalıştay kitabımızı, yanısıra önerilerimizi içeren raporumuzu sunduk. Çok verimli ve ictenlikli bir görüşme gerçekleştirdik. Değerli hocamıza ilgisi konukseverliği nedeniyle teşekkür ediyoruz. Önerilerimizin YÖK’un gelecek düzenlemelerinde yer alacağı inancındayız.
Eğitim iş İzmir 4 nolu Yükseköğretim şubesi
19/02/2020

EĞİTİM İŞ – EĞİTİM VE BİLİM İŞGÖRENLERİ SENDİKASI YÜKSEKÖĞRETİM ŞUBESİ’NİN DÜZENLEMİŞ OLDUĞU ‘’2020’YE GİRERKEN YÜKSEKÖĞRETİM’’ BAŞLIKLI ÇALIŞTAYDA SAPTANAN BAZI SORUNLAR VE BU SORUNLARIN ÇÖZÜMÜNE İLİŞKİN ÖNERİLER
Laik, bilimsel, demokratik, çağdaş eğitimin hâkim olması gereken üniversitelerde en büyük sorumluluğu temsil eden rektörlerin seçim süreçlerinin geliştirilip tüm üniversite bileşenlerini kapsaması gerekirken tek merkezden yapılan atamalar, üniversite dinamikleriyle uyum sağlayamayan yönetsel kadroların oluşmasına neden olmuştur. Bu durum ülkemiz yükseköğretim sorunlarında niteliksel ve niceliksel yığılmaya yol açmaktadır. Üniversite yönetişiminin, üniversite bileşenlerinin çoğulcu ve etkin katılımlarına olanak verecek şekilde yeniden düzenlenmesi acildir ve önerilmektedir.
Bologna süreci ve benzeri dönüşümlerin, üniversitelerin özgün niteliklerini kaybetmesine neden olduğu değerlendirilmektedir. Oysaki bilimin gelişimi üniversitelerin özgür, özgün ve özerk olması ile sağlanabilecektir. Bu nedenle özgün ve kendi kültürünü yaşatabilen üniversiteyi sağlamak tüm yükseköğretim bileşenlerinin ortak görevi olmalıdır. Diğer yandan uyum süreçlerini tamamlayarak sisteme entegre olan üniversitelerimizin diğerlerine göre ölçülebilir bir üstünlük, kazanım elde edemediği yine uluslararası istatistikler ile ortadadır. Dolayısı ile Bologna benzeri uluslararası entegrasyon süreçleri yürütülürken üniversitelerimizin özgün yapılarının korunmasına dikkat edilmelidir. Uluslararası uyumlaştırma, piyasalaşmanın ve tektipleşmenin doğrudan kabulüyle değil, evrensel değerler temelinde gerçekleşmelidir.
7100 sayılı Yasanın uygulamasında öğretim elemanı akademisyenler arasında ayrımcı sonuçlar ortaya çıkmıştır. Öğretim görevlileri arasında doktor ve doçent unvanını taşıyanlar bile eski kadro unvanları ‘’Uzman’’ olduğu için ders görevi alamamakta, keyfi geçici görevlendirmelere maruz kalmakta, aynı kadrodaki diğer akademisyenlerden farklı olarak mesai takip sistemine uymaları istenilmekte, görev tanımları netleştirilmediği için niteliklerine uygun olmayan angarya çalışmalara zorlanmakta ve bu süreçler esnasında mobbinge uğramaktadırlar. Anayasanın kanun önünde eşitlik ilkesine ve ilgili Danıştay kararlarına aykırı bu uygulamaların yanı sıra 50/d sorununun çözümsüz kalması, doktor öğretim üyelerinin yeniden atanma kriterlerinin tek taraflı ve dayatmacı süreçler ile belirlenmesi de önemli sorunlar olarak varlığını sürdürmektedir. Bu nedenlerle Yükseköğretim Yasasının ve 7100 sayılı Yasanın yeniden ele alınarak, liyakate dayalı, bilimsel çalışmayı teşvik edici, ülkenin nitelikli bilim insanı gereksinimini dikkate alan ve kamu yararını gözeten düzenlemeler yapılmalıdır.
Norm Kadro Yönetmeliği öncelikle üniversite birimlerinin sahip olabileceği akademik kadro sayısını belirleyen bir yönetmeliktir, ancak getireceği değişimler derinlemesine incelendiğinde yönetmeliğin üniversitelerin amaç ve faaliyet alanlarını yeniden düzenleyen bir girişim olarak okunması gerekmektedir. Yönetmelik, özellikle genç akademisyenler başta olmak üzere akademik personel için zorunlu bir rotasyon sürecini beraberinde getirmektedir. Ayrıca, kadro yükseltmelerinde akademisyenlerin hak kayıpları yaşaması ve kadroların dağıtımında akademik yetkinlik dışındaki kriterlerin uygulanması gibi ciddi sorunlar yakın gelecekte yaşanabilecek sorunlar arasındadır. Akademik birimler norm kadro yönetmeliğini aşmak için bölüm nezdindeki yapılanmalarını terk etme ve daha fazla norm kadro sayısını mümkün kılan anabilim dalları üzerinde örgütlenme eğilimi göstermeye başlamıştır. Ancak, akademik birimlerin ne şekilde örgütleneceği ilgili bilim dalının bilimsel ve eğitsel ihtiyaçları nezdinde planlanması gereken bir konudur. Bu eğilim, akademik birimlerin evrensel bilimsel gelenekten uzak yapılanmalara gitmesi ve eğitim-bilim faaliyetlerinde sorunlar yaşaması ile sonuçlanacaktır.
Gerek ortaöğretimde gerekse yükseköğretimde yabancı dil eğitimi ve yabancı dilde eğitimin niteliğinin, öğrenciye ve bilime katkısının gözden geçirilmesinin gerektiği düşünülmektedir. Diğer yandan yabancı dilde eğitimin eğitimde ve akademik yaşamda fırsat eşitliği anlamında ayrıcalıklı öğrenciler, gruplar ve sektörler yaratıp yaratmadığı konusu değerlendirilmelidir. Öyle ki, geçmişte FETÖ tarafından açılan okullarda yabancı dilde eğitimin desteklendiği ve akademik yaşama geçişte yabancı dil düzeyinin niceliksel olarak işe alım süreçlerine etkili olduğu göz ardı edilmemelidir. Bununla birlikte niteliksel boyut ele alındığında bu yöndeki uygulamaların ülkemiz yükseköğretimine uluslararası ve ulusal düzeyde katkısı olmadığı gibi Türkçe’nin uluslararası itibarını olumsuz yönde etkileyen sonuçlar ortaya çıkmıştır. Bu bağlamda yürürlükteki Akademik Teşvik Yönetmeliği gözden geçirilmeli ve nitelikten çok niceliğe vurgu yapan unsurları düzeltilmeli ya da bu uygulama tümü ile ortadan kaldırılmalıdır.
Bilimsel üretimi ve niteliği artırmak yönünde yurtdışı görevlendirme ve proje destekleri kolaylaştırıcı ve teşvik edici olmalıdır. Öyle ki; yürürlükteki yönetmeliğin sosyal bilimler alanında Ar-Ge tanımını yapmıyor olması önemli sorunlara yol açmaktadır. Yükseköğretim Kurulu, yönetmeliğin hem sosyal bilimler alanında Ar-Ge tanımı yönünde hem de eşitliği sağlayıcı düzenlemeler yönünde değişimini sağlamalıdır. Diğer yandan TÜBİTAK’ın sosyal bilimler alanındaki Ar-Ge desteğinin artırılmasının olumlu sonuçları olacağı değerlendirilmektedir.
Üretim ve hizmetin insan kaynağını hazırlayan, sunan meslek eğitimi, bilimde ortaya çıkan gelişmelere cevap veremez hale gelmiştir ve nitelik olarak yetersizdir. Meslek yüksekokullarının bu yetersizliği mezun, işsizlik oranları, genç işsizlik ve eğitimli işsizlik sayılarına bakıldığında açıkça görülmektedir. Meslek yüksekokulları, sanayi ve hizmet alanlarının ihtiyacını karşılamada ve mevcut işsiz stoğunu eritmede doğru yöntem olacaktır. Meslek yüksekokulları mezunları tekniker olarak mezun olmalarına karşın meslek odası kuramamakta ve imza atamamaktadırlar. Bu konudaki yasal metinler yeniden düzenlenmelidir.
İdari ve teknik işgörenler, yükseköğretim tazminatından yararlandırılmamaktadır. Yükseköğretim idari ve teknik işgörenleri diğer kamu kurumlarında görev yapmakta olan eşdeğerlerinden daha az kazanmaktadır. Diğer kamu kurumları çoğunlukla bir bakanlığa bağlı olmaları nedeni ile o bakanlığın işlevi ile özdeşleşmiş bir tazminat almaktadırlar. Yükseköğretimde akademik unvanlı işgörenler ’Yükseköğretim Tazminatı’ndan yararlanmalarına karşın idari ve teknik işgörenler bu tazminattan yararlanmamaktadır. Yanı sıra idari ve teknik işgörenlerin AOF, ÖSYM benzeri sınavlarda görev almalarının önündeki engelleri kaldırmak yönünde çalışmalar yapılmalıdır.
Takdire bağlı atama ve görevde yükseltmelerin çoğu liyakatten, hakkaniyetten uzak ve keyfilikler içermektedir. Üniversite üst yöneticisinin takdirine bağlı olarak atama yapılan Genel Sekreterlik, Genel Sekreter Yardımcılığı, Daire Başkanlığı, Fakülte/Yüksekokul/Enstitü sekreterliklerine yapılan atamalar nesnel bir ölçüte dayanmaksızın, bir ölçme ve değerlendirme yapılmaksızın hatta derecelendirme dahi yapılmaksızın, tamamen üst yöneticinin o günkü ruh haline dayalı; keyfi bir şekilde yapılmaktadır. Örneğin, yakın zamanda basında yer aldığı üzere Munzur Üniversitesi Rektörü şoförünü bir fakülteye sekreter olarak atamış ve bu durumu oldukça liyakatli bir işlem oldu diyerek savunmuştur. Değinilen kadrolara atama konusunda rektörlere bir takdir hakkı tanındığı açıktır. Bununla birlikte takdir hakkının kullanımı da sınırsız değildir. Yasalar çerçevesinde eşitlik ve nesnel gereklilikler dikkate alınarak kullanılmalıdır.
Koruma ve güvenlik görevlileri 5. derecenin altına inememekte dolayısı ile hak kayıplarına uğramaktadırlar. Devlet Personel Başkanlığı belirli kadro ve unvanlar için belirli derece ve kademeler belirlemiştir. 675 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile belirlenen derecenin 3 olarak değiştirilmesi yönünde çalışma yapılması sorunun çözümünü sağlayabilecektir. Benzer olarak kimi üniversitelerde akademik işgörenlerin derece ve kademe yükselme ve ilerlemeleri yasal olarak yapılması gerekirken yapılmadığı dolayısı ile mağduriyetlere yol açıldığı saptanmıştır. Üniversitelerin bu konuda daha özenli olmaları yönünde uyarılmaları yerinde olacaktır.
İdari ve teknik işgörenlerin iş süreçleri ve görev tanımları yapılmamakta, genel geçer ifadeler ile angarya iş yüklemesi yapılmaktadır. Üniversitelere alınan öğrenci sayısı ve yeni açılan üniversite sayısı artmasına, üniversitelerdeki işgören sayısı emeklilik, istifa ve benzeri nedenlerle azalmasına karşın yeni işgören alımlarının tasarruf gerekçesi ile kısıtlanması mevcut idari ve teknik işgörenler üzerindeki iş yükünü fazlası ile arttırmıştır. Yöneticiler bu duruma çözümü aynı işgörene birden fazla konuda ve kapasitesinin üzerinde iş yükleyerek bulmuştur. Öyle ki, kimi iş yerlerinde yönetici konumundaki işgörenler evrak düzenlemesi, yemek dağıtımına katılması gibi talepler ile karşılaşmaktadır. Kamuda işgörenden; insandan tasarruf etme anlayışının yanlış olduğu bir gerçektir. Üniversitelerin Personel Daire Başkanlıkları aynı zamanda işgörenlerin eğitimi ödevini sağlayacak şekilde yeniden düzenlenmeli, hatta üniversitelerde işi salt işgörenlerin hizmet içi eğitim ve gelişimi olan bir daire başkanlıkları kurulmalıdır.
Vekâlet düzenlemesi ve 2547 sayılı Yükseköğretim Yasasının 13/b-4 maddesi ile rektörlere verilen geçici görevlendirme yetkisi yasal gerekçesinin ve tesis amacının dışında ve kötüye kullanılmaktadır. Vekâlet düzenlemesi Devlet Memurları Yasasında devletin sürekliliğinin bir sonucu olarak geçici nedenlerle boşalan görevlerin aksamaması amacı ile tesis edilmiştir. Zaman içinde uygulama amacından uzaklaşılarak kalıcı şekilde boşalmış kadro ve görevler yıllara sair olmak üzere ve bir işgörenin yararına iken diğer işgörenlerin zararına olacak şekilde vekâleten sürdürülür hale getirilmiştir. Ayrıca, gerek akademik gerekse idari ve teknik işgören temin edilmesinde yaşanan sıkıntıları azaltmak ve işgörenlerden verimli bir şekilde yararlanmayı sağlamak adına rektörlere verilen geçici görevlendirme yetkisi zaman içinde bir cezalandırma ve geçici de olsa dilediğini makam mevki sahibi yapma aracına dönüşmüştür. Yükseköğretim kurumlarının vekâlet düzenlemesinin ancak (hastalık, izin, soruşturma ve benzeri) geçici nedenler için ve sürelerde uygulanabileceği, kalıcı şekilde boşalan kadrolar için kurumların derhal kadronun kalıcı şeklide doldurulması için gerekli işlemleri başlatması gerektiği, bunu yapmamanın görevi ihmal ve kötüye kullanma suçunu oluşturduğu yönünde bilgilenmeleri sağlamalıdır.
Birçok üniversite üst yönetimi görevde yükselme ve unvan değişikliği sınavlarını bile isteye düzenli bir şekilde açmamaktadır. Yükseköğretim işgörenlerinin görevde yükselmelerine ilişkin yönetmelik 2001 yılından bu yana yürürlükte olmasına rağmen birçok üniversite üst yönetimi özellikle şube müdürlüğü ve müdürlük kadroları için sınav açmamaktadır. Bunun yerine zaman zaman görevde yükselme sınavını bertaraf etmek amacı ile danışıklı işlem yapmakta ve üst görev olarak sınavsız atama yapılan örneğin enstitü sekreterliğine kısa süreli ve kâğıt üstünde bir atama yaptıktan sonra alt göreve geçiş maddesinden yararlanarak müdürlüğe atama yapmaktadır. Bu durumun ardında tamamen keyfi idare anlayışı yatmaktadır. Öyle ki, dilediği ile çalışmak isteğindeki üniversite üst yönetimleri kalıcı şekilde boşalan kadrolara vekil ataması yaparak tam bir keyfi idare örneği sergilemektedir. Bunun yanında yönetmeliğe eklenen sözlü sınav, mülakat uygulaması Danıştay kararlarına yansıdığı ve iptal edildiği üzere keyfi olduğu kadar hukuksuz uygulamaları da beraberinde getirmiştir. Yükseköğretim kurumları kalıcı şekilde boşalan kadrolar için sınav açmak zorunda oldukları ve bunu yerine getirmediklerinde suç işlemiş olacaklarına dair yargı kararları bulunduğu yönünde bilgilendirilmelidir.
Kavram olarak toplumsal yaşamımıza yeni girmesine ve pek bilinir olmamasına karşılık uluslar arası ölçümler mobbingin; psikolojik tacizin uygulama alanı bulması bakımından genel olarak yaşamımızda, özellikle de yükseköğretimde çok yaygın olduğunu göstermektedir. Öyle ki, mobbing nedeni ile akademik işgörenler, haklarında başlatılan yersiz ve mesnetsiz disiplin soruşturmaları, yer değişiklikleri, geçici görevlendirmeler nedeniyle mesleğini ifa edememektedirler. Üniversitelerde gözlemlenen yaygın yıldırı nedenleri ve araçları şöyle somutlanabilir: Akademik kıskançlık, diğer öğretim elemanlarının yükselişini engellemek, baskıcı yönetim anlayışı, seçim sonuçlarına etki, maddi olanaklardan daha fazla yararlanma isteği, eşitsizlik ve ayrımcılık, din, mezhep ve ideolojik sebepler, intikam duygusu, jürilerin etki altında bırakılması sonucu objektif olmayan değerlendirmeler, sözleşme ile çalışan öğretim elemanlarının sözleşme sürelerinin uzatılmaması, mağdurun mesleki olarak yetersizlikle suçlanması, eserlerinin karalanması, cinsiyet ayrımı, disiplin süreçlerinin kötüye kullanımı v.b… yöneticilerin öğretim elemanlarına karşı davranışları mobbing oluşturabilmektedir. Öğretim elemanına ders vermemek, ders programını kasıtlı olarak her güne, sabah-akşama dağıtmak, alanında yeterli görmemek, hakkında dedikodu üretmek, -uyuşmadığı/anlaşamadığı gerekçesiyle- idari görev vermemek, kurullarda görev vermemek, sınavlarda görev vermemek, yüksek lisans/doktora sınavlarında görev vermemek, gerçek olmayan sebeplerle soruşturma açmak, doçent olan öğretim üyesine doçentlik kadrosu açmamak/ilan vermemek, Profesörlüğü gelen doçent olarak 5 yılı dolduran öğretim üyesine; profesör kadrosu açmamak/ilan vermemek, Teşkilat Kanununa uymamak, öğretim üyelerini mağdur etmek vb. fiiller mobbing oluşturan davranışlardır. Yükseköğretim Yasasının 13/b-4 maddesi ile verilen geçici görevlendirme yetkisinin kötüye kullanımı da mobbing sırasında etkin bir araç olarak kullanılmaktadır. Öyle ki, bu geçici görevlendirme bir peşin ve yargısız cezalandırma aracına dönüşmüştür. İşgörenler daha sonra haklarını yargı önünde kazansalar da gittikleri yerlerde suçlu olarak görülmekte ve yalnızlaştırılmaktadır. Mobbing nedeni ile intiharlar gündeme gelmektedir. Bu denli mağduriyet yaratmasına rağmen mobbinge karşı yeterli çözüm üretilebilmiş değildir. Kanuni düzenlemeler içinde yer almayan mobbing kavramı en önce yeterli hukuki korumaya sahip değildir. Özellikle mobbing konusundaki bilinçsizlik, insanların mobbinge uğradığını dahi fark edememesine neden olmaktadır. Her yönden ele almaya çalıştığımız mobbing konusunda gördüğümüz üzere önce mobbingin farkına varabilmek, tespit etmek, ispat etmek ve daha sonrasında çözüm yollarına başvurmak gereklidir. Ancak çözüm aşamasında maalesef başvuru yolları ve hukuki yaptırımlar yetersiz kalmaktadır. Bunun için mobbingin önüne geçecek çözümler üretme zorunluluğumuz doğmaktadır. Özellikle hiyerarşik yapı etkisiyle mobbingin yaygınlık gösterdiği, ülkenin geleceğinin temelini oluşturan üniversitelerimizde meydana gelen psikolojik tacizlerin önüne geçilmesi önem taşımaktadır. Nitekim üniversitelerde uygulanan mobbing sadece mağduru değil eğitimi, eğitim vereni, eğitim alan öğrencileri ve pek tabii bunların sonucunda ülkenin eğitim düzeyini etkileyebilmektedir. Bu nedenle çözüm olarak öncelikle üniversitelerde mobbingi denetleyecek komisyonlar veya mobbing işleyiş birimleri oluşturulmalıdır. Bu komisyonların amacı, kapsamı, yöntemi kanunla belirlenmeli ve birkaç üniversitede değil tüm üniversitelerde söz konusu komisyonlar oluşturulmalı ve denetlenmelidir. Komisyonu oluşturacak ve mobbingi denetleyecek kişiler üniversite içerisinden seçilmiş kişiler değil üniversiteden bağımsız ve tarafsız kişiler olmalıdır. Yine üniversitelerde karşımıza çıkan bir diğer önemli sorun, mağdur kişilerin maruz kaldıkları davranışlar nedeniyle soruşturma başlatılması için dilekçe verip idare tarafından soruşturmaya yer olmadığına dair verilen kararlara karşı gidilebilecek bir kanuni yol bulunmamasıdır. İdare şikâyetleri hiç dikkate almayabilmekte veya soruşturmaya yer olmadığına dair kararı şikâyette bulunan kişiye dahi bildirmemektedir. Oysa direkt YÖK’e yapılan şikâyetlerde söz konusu şikâyetin reddi halinde idari kanun yoluna gidilebilmektedir. Bu konuda düzenleme yapılıp şikâyetlerin akıbetinin, idarenin sınırsız kullandığı takdir yetkisi eline bırakılmaması gerekmektedir. Her geçen gün artan mobbingler, bu durumun önüne geçilmesi ve yeni düzenlemeler yapılması gerektiğini göstermektedir.
Ülkemizde devlet memurlarının yetkili sendika aracılığıyla toplu sözleşme yapma hakkına sahip olduğu göz önünde bulundurulduğunda, Üniversitelerdeki personellerin de bu hakkın dışında tutulması mümkün değildir. Genel yetkili sendika ile kamu idarelerindeki çalışmalara ilişkin yapılan toplu sözleşmeler Yükseköğretim Kurumlarındaki somut çalışma sistemi ve çalışanların yaşadıkları sıkıntılar kapsamında çözüm odaklı yaklaşım getirmemektedir. Diğer kamu kurumları ile Yükseköğretim Kurumlarının çalışma prensipleri ve sistematiği oldukça farklı olduğundan çalışanların hakları ve çalışma tertipleri ancak yerel toplu sözleşmelerle düzenlenebilecektir. Üniversitelerin de, belediyeler gibi döner sermaye ve özgelirleri olduğu gözönüne alındığında toplu sözleşme yapılmasının önünde bir engel bulunmamaktadır düşüncesi hakimdir. Yanı sıra Dokuz Eylül Üniversitesinin toplu sözleşme yapması, bu konuda Türkiye’de ilk olması onurunu kazandırmak yanında maddi konulardan çok çalışma yaşamını olumsuz etkileyen sorunları çözmek dolayısı ile çalışanlarını daha mutlu ve verimli kılacaktır. Mutlu ve huzurla çalışan işgörenlerin öğretimin niteliğini yükselteceği, yayın sayısı ve kalitesini arttıracağı dolayısı ile ulusal ve uluslararası ölçekte başarının artacağı, böylelikle Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün koymuş olduğu ‘’Muasır medeniyetler seviyesi’’ hedefine ulaşmak yolunda önemli bir adım olacağı inancı nedeniyle Eğitim İş sendikası Dokuz Eylül Üniversitesini toplu sözleşme masasına çağırmıştır. Mevzuat gereği toplu sözleşme yapamayacağını bildiren Üniversiteye sendika dava açmış dava sürmektedir.Üniversitelerde (Belediyelerde olduğu Gibi) kurum bazında toplu sözleşme yapılması isteği Eğitim İş izmir 4 No’lu Yükseköğretim Şubesi tarafından hukuki zemine taşınmıştır.

Eğitim İş İzmir 4 No’lu Yükseköğretim Şubesi

Facebookmail

BOZDAĞ’ A KARTOPU OYNAMAYA GİDİYORUZ.

Şubemizin Değerli Üyeleri
Klasik haline gelen Bozdağ kartopu etkinliğine hazırmısınız
Bozdağ’a Gidiyoruz
25 Ocak 2020 Cumartesi 08.00
Şirinyerden şubeden servisimiz hareket edecek.
Sütçüler’de kahvaltı molasından sonra Kırkoluk Çeşmesinden su içtikten sonra Bozdağ’da kartopu oynayacağız.
Mangal bizden, yiyecek ve içecekler sizden
Ücret kişi başı 20 lira
Katılım için 22 Ocak gününe kadar 05357110739 numaralı telefona Bilgi vermenizi dileriz.
Eğitim iş İzmir 4 nolu Yükseköğretim şubesi

Facebookmail

ŞUBEMİZİN 4. KURULUŞ YIL DÖNÜMÜ’ NÜ YEMEK ORGANİZASYONU İLE KUTLADIK

Yükseköğretim şubemizin Kuruluş Yıldönümünü harika bir gece ile kutladık.Gecemize 200’e yakın Eğitim iş dostu katıldı.Kurucu genel Başkanımız Yüksel Adıbelli, Eğitim İş Aydın, Denizli, izmir 1, 2, 3 No’lu Şube Başkanları ve Şube Yöneticileri, Eğitim İş İyte, Ege Üniversitesi ve Buca Temsilcilik başkan ve Temsilcilik Yöneticileri, Belediye meclis üyeleri Özkan Yorulmazbaş ve Ersin Eroğlu, ADD Buca, Buca Rumeli Balkan Göçmenleri Derneği, Cemevi,YKKED Kızılçullu Şube Başkanı ve Yöneticileri, Şubemizin üyeleri ve ailelerine, Şubemizin tüm etkinliklerinde bizi yalnız bırakmayan Ahmet Özkan, Vedat Yaşar, Ahmet Mithat Yurtkoru, Güler Bulsu’ya dayanışmaları için, Eğitim İş Manisa şubemize çiçek gönderdiği için çok teşekkür ederiz. Eğitim İş izmir 1 No’lu Şube Buca Temsilciliği ile birlikte yürüttüğümüz Halk Oyunları, Türk Halk Müziği Koromuz ve Batı Dansları Kursiyelerimiz gösteri sundular. Kurs Eğitmenlerimize çok Teşekkür ederiz. Emekli olan üyelerimiz Ali Köse, Veysel Bingöl, İbrahim Öney, Bora Kayacan, Hasan Gölbaş’a plaketlerini sunduk.Kendilerine sağlık mutluluklar dileriz.
Eğitim İş İzmir 4 No’lu Yükseköğretim Şubesi

Facebookmail

ADIYLA SAVAŞIP ZİHNİYETİNİ YAŞATARAK FETÖ İLE MÜCADELE OLMAZ!

FETÖ’nün temellerinin atıldığı İzmir’deki Yamanlar Koleji 15 Temmuz sonrası el konularak İzmir Şehit Prof. Dr. İlhan Varank Anadolu İmam Hatip Lisesi’ne dönüştürülmüş, geçtiğimiz günde de de okulun spor salonunda yapılmasına izin verilen bir organizasyonla da zihniyetin değil sadece isimlerin değiştiğini ortaya konmuştur. 15 Temmuz’dan önce FETÖ’nün adeta İzmir üssü olan, 15 Temmuz’dan sonra devletin imam hatip yaptığı bu okulda önceki gün İsmailağa cemaatine bağlı Sıla Vakfı toplantı düzenlemiştir. Lisenin Zübeyde Hanım Spor Salonunda yapılan bu toplantıda, Atatürk posterlerinin vakfın kara bayrakları ve afişleriyle örtüldüğü ortaya çıkmıştır. Skandal ortaya çıktığından bu yana ne bu gerici vakıftan ne de bu vakfa devlet okulunda toplantı izni veren Milli Eğitim Bakanlığı yöneticilerinden bir açıklama yapılıp kamuoyuyla paylaşılmamıştır..
Eğitim iş İzmir şubeleri ile Karşıyaka Çarşıda yapılan basın açıklamasına katıldık.
Türkiye laiktir laik kalacak.
Eğitim iş İzmir 4 nolu Yükseköğretim şubesi

 

Facebookmail

2020′ ye Girerken Yükseköğretim Konulu Çalıştay düzenledik.

Eğitim İş İzmir 4 Nolu Yükseköğretim Şubesi tarafından 14 Aralık 2019 tarihinde Alsancak’da bulunan Havagazı Fabrikasında ‘’ 2020’ye Girerken Yükseköğretim’’ konulu çalıştay düzenlendi. Çalıştaya İzmir’de Devlet Üniversitelerinde görev yapan Eğitim İş üyesi Akademik ve İdari Teknik personel katıldı.
Doç. Dr. Bilgin Çelik; 39. madde kapsamında Yurtdışı görevlendirmelerde temel sorunlar,
Prof. Dr. Doğan Göçmen; Yükseköğretimde Bilim, Ahlak Mobbing,
Dr. Öğretim Üyesi Haluk İşler; Türkiye’de Meslek yüksekokulları özelinde Mesleki ve Teknik Eğitim Sistemine İlişkin Temel Yaklaşım ve İlkeler,
Doç. Dr. Mehmet Emin Elmacı; YÖK Bağlamında Yabancı Dil,
Prof. Dr. Acar Savacı; Niçin Eğitim,
Prof. Dr. Ömer Lütfi Değirmenci; Yükseköğretim Genel Değerlendirmesi,
Haşim Karaman; Üniversitelerde Sendikal Örgütlenme,
Doç. Dr. İnci Boyacıoğlu; Üniversitelerde Yeni Dönem Norm Kadro Yönetmeliği,
Av. Ozan Karakaya; Üniversitelerde Mobbing,
Erhan Şahin; Yükseköğretim Personelinin Yükseköğretimi,
Hüseyin Bozdağ; Geçici Görevlendirme, Vekalet Uygulamaları ve İdari İşgörenlerin Görevde Yükselme Başlıkları Bağlamında Türkiye Yükseköğretiminin Yönetişim Sorunsallıkları,
Öğr. Gör. Hızır Baki Buzlu; Engelli Hakları,
Doç. Dr. Oktay Gökdemir; Mobing konularında bildiri sundular. Çalıştayın ilk bölümünde Katılımcılar kürsüden bildirilerini özetlediler. Öğlen yemeğinin ardından ikinci bölümde çalışma grupları oluşturuldu. Oluşturulan dört çalışma grubunda katılımcılar fikir alıverişinde bulundular.
Akademik Personel Çalışma Grubunda ; Yabancı Dil Sorunu konusunda sınavlarda format değişikliğine gidilmesi, Yökdil, Yds, Toefl sınav sisteminin gözden geçirilmesi, kurslar düzenlenmesi, Yurt Dışı Görevlendirmelerde Kolaylaştırıcı Politikalar Geliştirilmesi, Ar Ge Desteklerinin Arttırılması, Mesleki Eğitim Konularında Tüm paydaşlar ile İstihdam ve Yaşama Dair Eğitimler Geliştirilmesi, Yabancı Dilde Eğitimin Ulusal Resmi Dilde Desteklenmesi, Bologna Süreçleri Üzerine Üniversitelerin Özgün Niteliklerinin Kaybolmasına Neden Olduğu konuları konuşuldu, öneriler geliştirildi.
İdari Personel Çalışma Grubunda; İdari Teknik personelin Yükseköğretim Tazminatından Yararlanması, Liyakatsız Atama ve Yükseltmelerin Önlenmesi, 3600 Ek göstergenin tüm memurlara verilmesi, Emeklilikte yaşanan mali kayıpların telafisi, Koruma ve Güvenlik Görevlilerinin 5. Derece Altına Düşebilmeleri, Üniversitelerde Görev yapan Memurların Diğer kurumlardan düşük maaş almaları, Yükseköğretim işgörenlerine Sınavlarda Gözetmenlik Görevi Verilmesi, Memurların Ötekileştirilmesi, Eşitsiz Davranışlar, Görev Tanımlarının Yapılması, Vekalet ve 13-B 4 Geçici Görevlendirmeler,Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Sınavlarının yapılması konuları konuşuldu, öneriler geliştirildi.
Yükseköğretimde Sendikal Örgütlenme Çalışma Grubunda; İşyeri Temsilcilerin ve Eğiticilerin Eğitimi, Kalem, Rozet, Anahtarlık gibi Materyallerin çoğaltılması, Yükseköğretim ile İlgili Afiş, Broşür, Bülten, Kitapçık Hazırlanması, Üniversitelerde (Belediyelerde Olduğu Gibi) Toplu Sözleşme Mücadelesi, Birlik ve Dayanışma İçin Düzenlenen Ssyal Etkinliklerin Düzenlenmesi, Genel Merkez Yönetimlerinde Yükseköğretim İşgörenlerinin söz sahibi olmaları, Komisyonlar Kurulması, Bölgesel Yükseköğretim Şubelerinin Kurulması, STK ve Sendikalara Üye olan Yönetimlerinde Görev Alan Akademik Personele Akademik Puan Teşviği verilmesi, Sendikaların Yıllık Faaliyet Raporlarının, Eylem ve etkinliklerinin Üniversite web sayfalarında yayınlanması, Atatürk İlke ve Cumhuriyet Devrimlerinin Anlatılması, Ulusal Günlerde Etkinlikler Düzenlenmesi konuları konuşuldu, öneriler geliştirildi.
Mobbing Çalışma Grubunda; Organize İtibarsılaştırma olduğu kanısına varılan Mobbing konusunda şeffaf Dönüşüm, Mobbingin tanımlanıp Disiplin Suçu Olarak Yer Alması, TCK karşılığı oluşturulması, Üniversitelerde Profesyonel Uzman Arabulucuk Geliştirilmesi, Disiplin Kurullarında Son savunmanın Sözlü Yapılması, Mobbing soruşturmalarının Komisyon tarafından yapılması Komisyonda Üniversite dışından Hukukçuların ve Sendika Temsilcilerinin yer alması, Öğrencilerin Doğrudan Taraf Olmadığı Kovuşturmalarda Tanık Olarak Alınmaması, Tüm İşgörenlere Mobbing konusunda Bilgilendirme Toplantıları Yapılması, Her Üniversitede Psikolojik Danışmanlık Hizmetleri verilmesi konuları konuşuldu, öneriler geliştirldi.
Çalıştaya Sunulan Bildiriler ve Çalışma Gruplarının sonuç raporları Kitap haline getirilecek ve Eğitim iş Genel Merkezi Tarafından 2020 Nisan ayında Ankara’da yapılacak Devrimci Eğitim Şurasına sunulacaktır.,
2020’ye Girerken Yükseköğretim Çalıştayına Katkı sunan herkese çok teşekkür ediyoruz.
Eğitim İş İzmir 4 No’lu Yükseköğretim Şubesi

Facebookmail

Eğitim Kurumlarında Sinizm ve Örgütsel Sessizlik

Eğitim İş İzmir 4 No’lu Yükseköğretim Şubesi araştırması olan Eğitim Kurumlarında SİNİZM VE ÖRGÜTSEL SESSİZLİK araştırma sonuçlarını Öğretim Üyesi Prof. Dr. Özlem Çakır’ın sunumu ile paylaştık. Türkiye’de farklı illerden Öğretmen, Akademik ve İdari Teknik Personelin anket doldurarak katıldığı araştırmaya katılan tüm Eğitim ve Bilim İşgörenlerine teşekkür ederiz. Prof. Dr. Özlem Çakır’a çok teşekkür ederiz. Anket verilerini bilgisayara aktarmamıza yardımcı olan işyeri temsilcilerimize, şubemiz yöneticilerine çok teşekkür ederiz. Araştırma sonuçlarını açıkladığımız bu gecemizde bizleri yalnız bırakmayan tüm dostlarımıza çok teşekkür ederiz. Araştırma hakkında özet bilgileri de burada paylaşmak isteriz.
EĞİTİM KURUMLARINDA ÖRGÜTSEL SİNİZM DÜZEYİ VE ÖRGÜTSEL SESSİZLİK İLE İLİŞKİSİ
Eğitim kurumlarında “örgütsel sinizm ve örgütsel sessizlik” düzeylerini belirlemeye yönelik yapılan araştırmada amaç, son yıllarda kamu personelinde gözlemlenen motivasyon eksikliği ve verimlilik düşüşünün nedenlerini sinizm ve sessizlik üzerinden belirlemek ve edilen bulgular doğrultusunda politika ve öneriler geliştirmektir.
Örgütsel sinizm, çalışanların kurumlarına ilişkin olarak hissettikleri olumsuz duygular ve bu duygulara bağlı olarak geliştirdikleri düşünceler ve davranış biçimlerini ele alan bir olgudur. Örgütsel sessizlik ise bireylerin örgütlerinde olan biten olay ve işlemlere karşı söylemsel ve davranışsal tepkiler vermeyişleri olarak ifade edilmektedir. Her iki tutum da olumsuz karakterde olup, personelin bireysel performanslarını düşürmekte, kurumların verimlilik düzeylerini azaltan bir etki yaratmaktadır. Araştırma konusu seçimindeki bilimsel merakın temelinde genel olarak kamu personelinin kamu hizmetini yerine getirirken, işine giderken olumsuz iş tutum ve davranışlarına sahip olmaları ve iş dışı özel yaşam alanlarında da benzer olumsuz duygularla hareket etmelerine ilişkin gözlemdir. Eğitim, toplumda en önemli kamu hizmetlerinden biridir. Bu hizmetin sağlıklı bir şekilde sunulabilmesinin ön koşullarından biri personelin motivasyon ve moral düzeyinin yüksek olmasıdır. Örgütsel sinizm ve sessizlik ise bu durumun tersi bir ortam yaratma potansiyeli olan olgulardır.

Örgütsel sinizm eğitim kurumlarında ortaöğretim ve lise öğretmenleri ve üniversitelerde akademisyen ve idari personelin çalışma isteksizliği ve motivasyon düşüklüğünün kökeninde kurumlarına ilişkin hissettikleri sinik duygu ve düşünceler gelmektedir. Araştırma Türkiye çapında gerçekleştirilen alan araştırmasında 609 kişi ile gerçekleştirilmiştir. Katılımcıların mesleki konumları ise şöyledir: % 31,4 oranında (191 kişi) ilköğretim öğretmenidir. Bu gruptaki öğretmenler 4+4 eğitim sistemi içinde temel eğitim seviyesi öğretmenlerini kapsamaktadır. Örneklemin %29,2’si (178 kişi) lise öğretmeni, % 27,3’ü kadrolu idari personel statüsünde iken %7,1’lik orandaki katılımcı ise öğretim üyesi statüsündedir.

Araştırma elde edilen bulgular eğitim sektöründe görev yapan kamu personelinde sinizm düzeylerinin duygusal, bilişsel ve davranışsal açıdan yüksek olduğu ve örgütsel sessizlik nedenleri ile anlamlı bir ilişkiye sahip olduğu şeklindedir. Örgütsel sinizmde düşünce boyutunu ilk sırayı alırken, davranışlar ikinci, duygular ise üçüncü sırada ortalama puana sahiptir. Kurumlarına karşı olumsuz duygu, düşünce ve davranışlar içinde olan personelin aynı zamanda yöneticiler ile iletişimlerinde de sessizliği tercih ettikleri görülmektedir. “Genel olarak iş veya işyerinizle ilgili konu, sorun ve endişeleriniz hakkında yöneticilerinizle rahatlıkla konuşabileceğinizi hissediyor musunuz?” sorusuna verilen yanıtlarda “genellikle evet” cevabını verenler dışında cevap oranlarına bakıldığında “yöneticilerle konu, sorun ve endişeler hakkında rahatlıkla” görüşemeyeceğini düşünenlerin oranının yaklaşık %61 olduğu görülmektedir. “Yöneticilerinizle endişeli olduğunuz bir konuyu veya sorunu açıkça konuşamayıp sessiz kalmayı tercih etmeyi genel olarak ne sıklıkla yaşadınız?” sorusuna verilen cevaplarda katılımcıların %20’si hiçbir zaman sessiz kalmadığını belirtirken, %27,3’ü nadiren sessiz kaldığını belirtmiştir. Ancak bazen, genellikle ve her zaman cevaplarını verenlerin toplamı %52,7’dir. Hiç küçümsenmeyecek bir oranda sessiz kalmanın tercih edildiği görülmektedir. “Sorun yaratan/şikayetçi biri olarak değerlendirilme korkusu” sessizliğe etki eden nedenler arasında ilk sırayı alırken, “yöneticilere güvensizlik” ikinci sırada, “yöneticilerin en iyi ben bilirim tavrı” üçüncü sırada yer almaktadır.
Örgütsel sinizm madde ortalamalarında Çalıştığı kurumda söylenenler ile yapılanların farklı olduğuna inananlar çoğunluktadır. Çalıştığı kurumda, bir uygulama yapılacağı söyleniyorsa bunun gerçekleşip gerçekleşmeyeceği konusunda kuşku duyanların sayısı fazla, çalıştığı kurumda çalışanlardan bir şey yapması beklenirken başka bir davranışın ödüllendirildiğine inananların sayısı fazladır. Sonuç olarak yapılan çalışma sonucunda eğitim kurumlarında Örgütsel sinizm düzeyinin yüksek olduğu görülmektedir.
Ne yapmalı konusunda ise; Eğitim kurumlarında örgütsel sinizm düzeylerinin düşürülmesi, işgörenlerin çalıştıkları kurumlara daha olumlu duygular hissetmelerini geliştirecek önlemler alınması, işgörenlerin yöneticilerle daha kolay ve etkin bir iletişim gerçekleştirme imkanı sağlanmasının eğitimin etkinliğinin arttırmada önemli katkı sağlayacağına inanmaktayız.
Eğitim-İş İzmir 4 No’lu Yükseköğretim Şubesi.

 

     

Facebookmail

HAK VERİLMEZ ALINIR.

Erk sahiplerinin yetkilerini kısıtlama ve halka hak ve özgürlükler kazandırma anlamında ilk önemli adım sayılan MagnaCarta’dan bu güne verilen mücadelenin özü en güzel ‘’hak verilmez alınır’’ tümcesinde karşılık bulur. Sendikal mücadele tarihi de bu yolda atılan adımların, ödenen bedellerin ve kazanımların tarihidir. Bugün üniversitelerde görev yapmakta olan idari ve teknik işgörenlerin kariyer basamaklarını yasalarla belirlenen haklara uygun olarak tırmanabilmelerini sağlamaları yönünde önemli hukuksal kazanımların mutluluğunu ve gururunu sizlerle paylaşmak istiyoruz. Şöyle ki; kalıcı şekilde boşalan memurluk, şeflik, müdürlük ve teknik kadrolar için görevde yükselme ve unvan değişikliği sınavı açılması yasa gereği olmakla birlikte birçok üniversitede bu yasal zorunluluk yerine getirilmez. Bu boş kadrolarda çoğu zaman vekalet müessesi istismar edilerek atama ya da görevlendirme yetkilisine bir nedenle yakın olan kişiler görevlendirilir. Bu durumun bu kadar yaygın uygulanmasının kökeninde görevlendirilenlerin vekalet ücreti adı altında yapılan ödemelerden yararlanmaları gibi maddi boyutu bulunmakta iken görevlendirenler bakımından dilediğinde görevden alabilme yetkisinin olması yanı sıra dilediğini itirazla karşılaşmaksızın yaptırabilmek bulunmaktadır. Ancak, Ege Üniversitesi’nde görev yapan ve Şubemiz ile dayanışma içinde olan üyemiz Haydar Demoğlu bu duruma son vermek noktasında önemli bir kazanım elde etmiştir.Ege Üniversitesi Bergama Meslek Yüksekokulu Sekreteri olarak görev yapmakta iken ailevi ve sağlık nedenleri ile Bornova Merkez yerleşkeye sekreter ya da alt görev olmak üzere şube müdürü olarak atanması yönündeki taleplerinin kabul edilmemesi üzerine açtığı davada Danıştay kalıcı şekilde boşalan kadrolar için makul bir sürede(ki bu makul olma durumu sınava hazırlık için gereken süredir.) sınav açılması gereğini hükme bağlamıştır. Bu hükme rağmen Ege Üniversitesi Rektörlüğü 9 şube müdürlüğü kadrosu boş olmasına rağmen 4 şube müdürlüğü kadrosu için sınav açmıştır. Bu nedenle ‘’İdari Yargı Kararlarını Uygulamama’’ suçu işlemiştir. Bu süreçte gerek sendikamız gerekse Haydar Demoğlu Ege Üniversitesi Rektörlüğünü görevde yükselme sınavını bertaraf etme kastı ile ve bir kamu görevlisinin yararına, diğer kamu görevlilerinin zararına danışıklı işlem yapmaması aksi halde o işlemler hakkında da yasal yollara başvurulacağı yönünde uyarmıştır. Ancak, bu yönde çeşitli medya organlarında haberler çıkması üzerine yaptığımız bilgi edinme başvurularımıza yanıt vermekten kaçınılmıştır. Bu durumda Ege Üniversitesi Rektörlüğü üst yönetimi ve soruşturmada suça karıştıkları belirlenecek kamu görevlileri haklarında yargı kararlarını uygulamamak ve kanuna karşı hileli işlem yapmak suçlamaları ile suç duyurusunda bulunmak hakkı doğmuş olup, bu hak bugün itibarı ile kullanılmış ve İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 2019/125422 sayılı esasına kayıtlı olarak soruşturma başlatılmıştır.

Buradan bilinmesini isteriz ki; Haydar Demoğluile birlikte yürütülen bu kolektif çalışmada dileğimiz tüm kamu görevlilerinin kariyerlerinin ve liyakatlerinin bir gereği olarak açılması gereken sınavlarda dürüstçe yarışabilmeleri ve hak ettikleri kadrolara yasal yollardan erişebilmeleridir. Sendikamızın da Haydar Demoğlu’nun da düşüncesi istisnalardan ve kayırmalardan yararlanmak değil aksine herkesin bu hakka sahip olmasıdır. Bu hak artık Danıştay tarafından da onanmış yargı kararları ile mevcuttur ve hak verilmez alınır sözünün bir somut örneğidir. Ülkemizin her yerinde yükseköğretim işgörenleri bu kararı dayanak göstererek kalıcı şekilde boşalmış görevde yükselme ve unvan değişikliği sınavına tabi kadrolar için derhal sınav açılmasını isteyebilirler ve gereğinin yapılamaması halinde yargıya başvurabilirler. Sendikamız bu yönde girişimde bulunmak isteyen tüm yükseköğretim işgörenlerine hukuki yardımda bulunmayı bir ödev olarak kabul etmekte ve desteklemektedir. Yine yükseköğretim işgörenlerinin yukarıda değindiğimiz üzere hülle yolu ile yapılan atamalara karşı da hukuk mücadelelerinde yalnız olmadığını, hak arayışlarında Eğitim İş’in yanlarında olduğunu bilmelerini isteriz.

Facebookmail

Dr. Öğretim Üyesi Oktay GÖKDEMİR Hocamızın Yanındayız.

Dokuz Eylül Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde görev yapmakta olan üyemiz Dr.Öğr.Üyesi Oktay Gökdemir, bu sabah maaşını almak üzere banka hesabını kontrol ettiğinde hesabında kısmi bir ödeme bulunduğunu görmesi üzerine bağlı olduğu Fakülteyi aradığında ‘’Hocam, görev süreniz uzatılmadığından kısmi ödeme yapılmıştır.’’ yanıtını almıştır. Rahatsızlığı nedeni ile evinde dinlenmekte olan değerli hocamız şaşkınlık ve üzüntü içerisinde bizlere ulaşmıştır. Sendika yönetimi olarak Dokuz Eylül Üniversitesi üst yönetimi ile yaptığımız görüşmelerden ayrıntı elde edilememiş ve bunun üzerine fakülteye gidilerek konuya ilişkin yazılı metin teslim alınmıştır. Yazıda herhangi bir gerekçe gösterilmeksizin, “Görev sürenizin sona erdiği 20/11/2019 tarihinden itibaren yeniden atamanızın Rektörlük makamınca uygun görülmediği” şeklinde bir açıklama yapılmıştır.
Tarih alanında 33 yıllık bir deneyime ve birikime sahip bir öğretim üyesinin böylesi bir muameleyi hak etmediğini düşünüyoruz. Öyle ki, Dr.Öğr.Üyesi Oktay Gökdemir başarılı bir akademisyen ve tarihçi olmak yanında siyasi analiz ve saptamalarıyla siyaset sahnesinde de aktif olarak yer alan muhalif çıkışlarıyla da dikkat çeken bir kişiliktir. Ancak yukarıda da değindiğimiz üzere burada kişiden çok yapılan eylem önemlidir. Görev süresinin sona erdiği ve atamasının uygun görülmediği yönündeki yazıda da herhangi bir gerekçe belirtilmemiş olmasına dikkat çekmek isteriz. Kamusal işlemlerde; özellikle bu tür süre uzatımlarında süre uzatılmışsa bir gerekçe aranmaz iken, süre uzatılmaması mutlak bir gerekçeye bağlanmaktadır. Böyle bir gerekçenin yokluğu ancak idarenin keyfi kararlar aldığına işaret etmektedir.
Dr.Öğr.Üyesi Oktay GÖKDEMİR son iki yıllık süreçte çeşitli soruşturmalarla, ders verilmemesi, lisansüstü ve lisans seçmeli derslerinin açılmaması ve talep ettiği halde bilim jürilerine alınmaması gibi yıldırıya varan uygulamalara maruz kalmış ve son olarak görev süresi uzatılmamıştır. Atatürk ilkelerini, Cumhuriyetin kurucu değerlerini, laik, bilimsel, çağdaş ve demokratik üniversiteyi savunan ve bu doğrultuda bedel ödemekten çekinmeden zaman zaman eylemler yapan üyemiz Dr.Öğr.Üyesi Oktay GÖKDEMİR’in maruz kaldığı bu uygulamayı hak etmediğini biliyoruz. Eğitim İş Sendikası Yükseköğretim Şubesi olarak Dr.Öğr.Üyesi Oktay GÖKDEMİR’in hak arayışında yanında yer alacağımızın bilinmesini istiyoruz.
Eğitim İş İzmir 4 No’lu Yükseköğretim Şubesi

Facebookmail
1 2 3 4 20