CUMHURİYETİMİZİ DOĞA YÜRÜYÜŞÜ İLE KUTLAMAYA GİDİYORUZ

Cumhuriyet Bayramı etkinlikleri kapsamında doğa yürüyüşü düzenledik.
27 Ekim Pazar günü Balçova termal otel manastır parkurunu yürüyeceğiz.
09.00 Şirinyerden şubeden hareket edeceğiz.
10.00 Balçova termal otel yürüyüş başlangıcı
Öğlen sucuk ekmek ikramı olacaktır.
24 Ekim tarihine kadar İsmail Gökçen 0543 7955365 katilim için sayı bildirilmesi gerekmektedir.
Tüm Cumhuriyet sevdalılarını Türk bayrakları ile yürüyüşe bekliyoruz.
Eğitim iş İzmir 4 nolu Yükseköğretim şubesi

Facebookmail

“2020’YE GİRERKEN YÜKSEKÖĞRETİM’’ ÇALIŞTAYI

‘’2020’YE GİRERKEN YÜKSEKÖĞRETİM’’ ÇALIŞTAY DUYURUSU

Eğitim ve Bilim İşgörenleri Sendikası (Eğitim-İş) tarafından Genel Kurul kararıyla “Eğitim Şurası” düzenlenmesi planlanmıştır. Eğitim Şurası hazırlıkları bağlamında Şura Şube Komisyonları kurulması öngörülmüş, Yükseköğretim Şubesi olarak Eğitim İş 4 Nolu Şube de komisyon kurarak çalışmalarına başlamıştır. Ankara’da yapılması planlanan “Devrimci Eğitim Şurası”nda, yükseköğretim alanındaki sorunları tartışmak ve çözüm önerileri geliştirmek amacıyla, Yüksek Öğretim Şubesi olarak “2020’ye GİRERKEN YÜKSEKÖĞRETİM” temalı bir Çalıştay yapılması kararlaştırılmıştır. Aralık 2019’da yapılması düşünülen Çalıştayda açılış oturumu ile Yükseköğretim alanındaki konularda hazırlanmış bildirilerin sunumu-paylaşımı yapılacak ve ardından katılımcılarla birlikte alt tema çalışmaları gerçekleştirilerek bir sonuç bildirgesi hazırlanacaktır.
Sizleri “2020’YE GİRERKEN YÜKSEKÖĞRETİM” başlıklı Çalıştay’da bildiri sunarak katılım göstermeye davet ediyoruz. Bildirilerde, Yükseköğretim ana teması doğrultusunda belirlenecek olan alt başlıklar sınırlayıcı olmayacağı gibi, Yükseköğretimi ilgilendiren ve aşağıda başlıkları verilen her türlü konuyu içerebilecektir.
Çalıştayda bildiri sunmak isteyenler için son başvuru tarihi 15 Kasım 2019’dur.
Belirtilen formatta hazırlayacağınız bildirilerinizi iletisim@egitimisizmir4.org.tr adresine gönderebilirsiniz.
Bildirilerde başlık ve yazar adları Times New Roman 14, sayfada ortalanmış, metin Times New Roman 12 ve 1,5 satır aralığında, sayfa sayısı en fazla 20 olmalıdır.
KONU BAŞLIKLARI
Yükseköğretime giriş nasıldır? Nasıl olmalıdır?
Yükseköğretimde yönetim, yönetişim, katılım
Üniversite özerkliğinden ne anlamalıyız?
Üniversiteler bilgi mi üretir? Meslek mi öğretir?
Bolonya süreci ve Türk Yükseköğretimi
Kültür ve sanat yönü ile yükseköğretim
Yükseköğretimin toplumla ilişkileri
Üniversite Sanayi İşbirliğinden ne anlamalıyız?
Sosyal Bilimler ve Yükseköğretim
Meslekli ve Teknik Eğitim ve Yükseköğretim
Yükseköğretimin piyasalaşması
Yükseköğretimde öğrencilerin sorunları
Yükseköğretimde akademik personelin sorunları,
Yükseköğretimde partizanlık, kayırmacılık, nepotizm sorunları
Öğretim elemanı yetiştirme ve kadro sorunları, atama ve yükseltme kriterleri
Yükseköğretimde idari ve teknik personelin sorunları
Üniversitelerde çeşitli personel statüleri, çalışma koşulları ve sorunları
Eğitim Fakülteleri ve atanamayan öğretmenler sorunu
Tıp Fakülteleri ve Hastaneleri
Yükseköğretim ve Yabancı Dil
Nasıl bir Yükseköğretim, nasıl bir üniversite?
Yükseköğretim teknoloji ilişkisi
Yükseköğretimde bilgiye erişim olanakları
Yükseköğretimde kontenjanlar, mezunlar ve işsizlik
Akademisyenlerde sendikal örgütlenme
Bilimsel Araştırma Destekleri Yeterli mi? Sosyal bilimler destekleri neden yetersiz?
Beyin göçü ve yükseköğretim

Facebookmail

BERGAMA ANTİK KENTİ GEZİSİNE GİDİYORUZ

BERGAMA ANTİK KENTİ, ASKLEPİON, KALE VE KOZAK YAYLASI GEZİSİ
5 EKİM CUMARTESİ 08,00
ŞİRİNYERDEN ŞUBEMİZ ÖNÜNDEN SERVİSİMİZ
HAREKET EDECEKTİR.
ULAŞIM ŞUBEMİZ TARAFINDAN KARŞILANACAKTIR.
MÜZE KARTLARINIZI ALMAYI UNUTMAYINIZ.
HARUN HEZER(05334810906)/
HÜLYA ÖZ(05327905238) 1 EKİM TARİHİNE KADAR REZERVASYON YAPTIRABİLİRSİNİZ.
EĞİTİM İŞ İZMİR 4 NOLU YÜKSEKÖĞRETİM ŞUBESİ

Facebookmail

Ege Üniversitesi Sticker Ücretinin İptali İçin Dava Açtık

Ege Üniversitesi yerleşke girişinde personel araçlarından alınan Sticker ücretinin iptali için mahkemeye başvurduk.
Ege Üniversitesi Rektörlüğü, 24.06.2019 tarihinde, “https://ege.edu.tr/h-5303/sticker_duyurusu_.html” internet adresinde yaptığı “STİCKER DUYURUSU” başlıklı işlem ile; “Üniversitemizde huzur ve güveni artırmaya yönelik çalışmalar kapsamında Merkez Kampüs girişinde RFID (Elektronik Uzaktan Okuma) Sistemi kurulmuştur. Girişlerde sıkıntı yaşanmaması adına Sticker alınması için 35-TL Sticker Ücreti’nin Halkbank Bornova Şubesi TR270001200971400044000004 IBAN numaralı EÜ Strateji Geliştirme Daire Başkanlığı hesabına yatırılması ve makbuzla birlikte EÜ Koruma ve Güvenlik Şube Müdürlüğü’ne başvurulması önem arz etmektedir.” duyurusunda bulunmuştur
Her ne kadar “üniversitedeki huzur ve güveni arttırmak” gerekçesi ileri sürülmüş olsa da bu husus gerçeği yansıtmamaktadır. Şöyle ki; kampüs girişinde daha önce kullanılan giriş sistemi (bedelsiz olarak bariyerlerden kart ile giriş yapılması) zaten mevcut işlevi görmektedir. Öte yandan personellerin kullandıkları araçların hemen hepsinde mevcut otoban gişelerinde kullanılan HGS etiketlerinin, sisteme tanıtması sağlanarak sistem aktif hale getirilebilmektedir. Üniversite için özel bir etiket zorunlu tutulsa dahi, otobanlarda kullanılan HGS etiketleri için kurum ve kuruluşlarda yalnızca 7,5 TL ödenmektedir.
Ege Üniversitesi’ne 02.07.2019 tarihinde yaptığımız başvuru ile; sisteme önceden tanımlanmış plakalı araçlarla kampüse yapılan girişin herhangi bir güvenlik tehdidi oluşturmadığı, çoğu üniversitede söz konusu uygulamanın devam ettiği, bu nedenle uzaktan okuma sisteminin mevcut uygulamadan farkının somut şekilde ortaya konulması gerektiği; güvenlik gerekçesiyle böyle bir sistemin uygulanması gerektiği düşünüldüğü takdirde bu işlem için talep edilen 35,00-TL tutarındaki ücretin hangi kalemlerden oluştuğu ve hangi kriterlere dayanılarak talep edildiği; bu şekilde bir giriş ücretinin personel dışında kimlerden ve ne tutarda talep edildiği; vergi yükümlülüğünü yerine getiren kamu görevlilerinin huzur ve güveni sağlamaya yönelik işlemlerin kamu kaynakları kullanılarak sağlanması gerektiği gibi hususlar belirtilerek işbu işlemin hukuki belirliliğinin sağlanması ve hukuka aykırılığı açık olan ücret talebinin kaldırılması talep ettik.
Ege Üniversitesi rektörlüğü tarafından yasal süreler içinde talebimiz yerine getirilmediği gibi cevap da verilmemiştir.
Sticker uygulamasının iptal edilmesi için mahkemeye başvurduk.İzmir 4. İdare mahkemesinde görülecek dava sonucunda Hukukun doğru karar vereceğini Tüm Ege Üniversitesi personeli lehine karar vereceğini umuyor ve diliyoruz.
Mücadele Edenler Her Zaman Kazanamazlar
Ancak Kazananlar Her Zaman Mücadele Edenlerdir.
Eğitim İş İzmir 4 No’lu Yükseköğretim Şubesi

Facebookmail

AFYONKARAHİSAR’ DA DÜZENLENEN ZAFER YÜRÜYÜŞÜNE KATILDIK

Zafer yürüyüşü, 25 Ağustos’u 26 Ağustos’a bağlayan gece Atatürk’ün Şuhut’tan Kocatepe’ye yaptığı yürüyüştür.
Mustafa Kemal, çok sıkı takipte olduğu dönemde 25 Ağustos 1922 tarihinde Akşehir’de bir futbol maçı organize edilmesini ister. Maçın ilk yarısını izledikten sonra, maç arasında Şuhut’a geçer. Şuhut’ta konakladıktan sonra, gece 12.30’da at ile Çakırözü Köyü’ne geçer ve buradan Kocatepe’ ye yola çıkar. Kocatepe’ ye ulaştığında askerlerin hazır olduğunu görünce saat 05:30’da “Ordular ilk hedefiniz Akdeniz ! İleri !” diyerek büyük taarruzu başlatır.
23-26 Ağustos tarihleri arasında Afyon Kocatepe Üniversitesi’ nin düzenlediği ve ilki 2005 yılında yapılan etkinlikler çerçevesinde, Kocatepe Zafer Yürüyüşü olarak adlandırılan Şuhut ilçesinden Kocatepe’ ye büyük zafer yürüyüşü yapılmaktadır.
Bizler de Kahraman şehitlerimizi ve ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ü anmak için Afyonda yapılan yürüyüşe katıldık.
Eğitim iş İzmir 4 nolu Yükseköğretim şubesi

 

Facebookmail

KAMU EMEKÇİLERİNE VERİLEN YÜZDELİK ZAMLARI ÇALIŞMA BAKANLIĞI ÖNÜNDE PROTESTO ETTİK

Konfederasyonumuz Birleşik Kamu-İş’le birlikte, hükümetin kamu emekçilerine ve emeklilerine teklif ettiği zam oranlarını protesto ettik.

Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın önünde bir araya gelen Konfederasyonumuz Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu, bağlı sendikalarımızla birlikte “Yüzdelik Dilimlerle Ücretli Kölelik Değil, Ekonomik Büyümeden Pay İstiyoruz !” pankartı açarak, sık sık “Sadaka Değil, Toplu Sözleşme”, “Bağımsız Sendika Özgür Toplu Sözleşme”, “AKP Güdümlü Sendikaya Hayır”, “AKP’ye Kul, Sermayeye Köle Olmayacağız”, “Toplu Sözleşme Hakkımız Grev Silahımız” sloganları attılar.

Basın açıklamasına Genel Başkanımız Orhan Yıldırım, Genel Sekreterimiz Ebru Sungar, Genel Mali Sekreterimiz Hüseyin Kara, Genel Örgütlenme Sekreterimiz Bilal Şener, Genel Özlük Hukuk ve TİS Sekreterimiz Maksut Balmuk, Genel Eğitim Sekreterimiz Suat Özkolay, Genel Basın Yayın ve Uluslararası İlişkiler Sekreterimiz Şükrü Balun, Konfederasyonumuz Birleşik Kamu-İş Genel Başkanı Mehmet Balık ve Yönetim Kurulu Üyeleri, önceki dönem Genel Başkanlarımızdan Veli Demir, çok sayıda şube başkanımız, bağlı sendikaların Merkez Yönetim Kurulu Üyeleri katıldı.

KAMU EMEKÇİLERİNE KÖLELİK KOŞULLARI DAYATILDI!

Konfederasyonumuz Birleşik Kamu-İş Genel Başkanı Mehmet Balık, kamuoyuna şu açıklamayı yaptı:

“Yandaş konfederasyona ve AKP iktidarına sesleniyoruz…

Sözde Toplu Sözleşme görüşmeleri; ekonomik krize, enflasyona, büyüme rakamlarına ve gerçekçi ülke koşullarına göre belirlenmediği ortadadır.

Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu olarak; kamu emekçilerine ve emeklilerine 2020’de yüzde 3,5+3, 2021’de ise yüzde 3+2,5 ve enflasyon farkı teklif edilmesini şiddetle reddediyoruz.

Yaşam şartlarının ağırlaştığı, işsizlik ve pahalılık koşullarının mutfakları kavurduğu ülkemizde, doğal gaza, elektriğe, benzine, gıda maddelerine, ulaşıma vs. fahiş oranlarda zam yapılırken, Türk Lirası Dolar ve Euro karşısında erirken, yurttaşların alım gücü günden güne azalırken AKP hükümeti,  kamu emekçilerine reva gördüğü bu zam oranlarıyla alay etmektir. Daha da kötüsü kamu emekçilerinin payına ekonomik olarak fazladan günlük yine 1 simit ve 1 çay parası hesabı layık görüldü.

Memur-Sen Konfederasyonu Genel Başkanı, asla kamu emekçilerinin temsilcisi olamaz!

Sözde Toplu Sözleşme sürecinde resmi olarak imza yetkisine sahip tek konfederasyon olan Memur-Sen’in ne kamu emekçilerinin önceki sözleşmelerden gelen kayıplarını ne de krizin yüküne karşı emekçileri koruyacak bir maaş zammı ve sosyal haklar talebini umursamadığını buçuklu rakam kazığı göstermektedir.

AKP’nin memur sendikası Memur-Sen, kamu emekçilerine kendi tekliflerinin yarısını dahi etmeyen zam teklifini kabul edecektir. Ancak her dönemde olduğu gibi bu dönemde de “kazanımlar sağladık” aldatmacası ile emekçilerin gözlerini boyamak için ya buçuklu rakamları revize edecek ya da “satış sözleşmesi”ni imzalayacaktır.

Sendikal bürokrasinin ve yandaş konfederasyonların,  rakam kazığı yokmuş gibi davranılamaz.

 

Türk-İş ve Memur-Sen’in tavırları emekçilerden yana olmadı.  Biliyoruz ki biri satışı göstermesi açısından diğeri yandaşlığı sergilemesi açısından üstüne düşeni fazlasıyla yapmaktadır! Ağustos ayında yaşadığımız kamuda iki büyük sözde toplu pazarlık “satış sözleşmesine” dönüşmüştür.

Hükümetin; kamu emekçilerine ve işçilerine, bir bütün olarak tüm yurttaşlara karşı bu kadar pervasız olmasının gücü bu iki konfederasyonun satış başarısıdır.

Yandaş konfederasyonlar kendi tekliflerinin bile arkasında duramamış, kamu emekçilerini ve işçilerini bir kez daha AKP’ye satmıştır. Grev hakkı olmadan oturulan sözde “Toplu İş Sözleşmesi” masası bu yıl orta oyunundan da öteye geçip, tam bir sirk çadırına dönüşmüştür.

Yandaş konfederasyon masadaki kirli pazarlığı örtmeye kapalı kapılar ardından yapılmak istenen satışı gizlemenin telaşına dahi düşmemiştir.

Yandaş konfederasyon ile AKP hükümeti kendi yazdığı tiyatro oyununu çok kötü oynamıştır. Adına “toplu iş sözleşme görüşmeleri” denilen,  hükümet ve yandaş konfederasyon arasında yapılacak olan “danışıklı görüşmelerden” kamu emekçileri adına herhangi bir kazanım çıkmasını zaten beklemiyorduk. Zira ortada ne gerçek bir toplu iş sözleşmesi görüşmesi ne de toplu pazarlık masası bulunmaktadır. Her şey bir orta oyunundan ibareti ve öylede sonuçlandı.

O masada kamu çalışanlarını temsil edecek olan yandaş konfederasyonun, göbekten bağımlı olduğu hükümete karşı, en ufak bir direnç gösteremeyeceğini tüm kamu emekçileri önceki Sözde Toplu Sözleşme süreçlerinden iyi bilmektedir.

Türkiye, zor bir ekonomik kriz döneminden geçiyor. Enflasyon yükseliyor, paramız değer kaybediyor, vatandaşın satın alma gücü eriyor, ekmeği her geçen gün küçülüyor.

Ülkedeki tüm çalışanların kemer sıkma politikasına kurban gittiği, işçinin ve kamu emekçisinin yaşam şartlarının zorlaştığı koşullar yaşanmaktadır.

Siyasal iktidarın bu ekonomik koşullarda kamu emekçilerine utanılacak bir zam verme teklifi ve cesareti yandaş konfederasyonun sessizliğinden ve göbek bağından kaynaklanmaktadır.

Hükümetin hiçbir zaman gerçekleşmeyen enflasyon hedefinin bile altında kalan bu önerinin tartışılacak bir yanı yoktur.

Ve diyoruz ki;

Ortaya çıkan bu durumdan AKP hükümeti ile emrindeki Memur-Sen sorumludur. Kamu emekçileri adına Sözde Toplu Sözleşme masasına oturan bu konfederasyon kendisini yetkili yapan AKP iktidarına teslim olmuştur.

AKP iktidarı ile yandaş konfederasyon arasında yapılan Sözde Toplu Sözleşmede tüm kamu emekçileri geçmişte olduğu gibi bugün de enflasyonun altında ezdirilmekle kalmadı, yüzdelik dilimlerle ücretli kölelik koşulları dayatıldı.

AKP hükümetinin ve yandaş konfederasyonun yüzdelik zam aldatmacasının ve Sözde Toplu Sözleşme görüşmelerinin sonlandırmasını; TİS’i ekonomik krize, enflasyona, büyüme rakamlarına ve gerçekçi ülke koşullarına göre belirlenmesini istiyoruz.

AKP hükümetinin övgülerini ve desteğini alarak sendikacılık yapanların buçukluk zamlarla kamu emekçilerini tekrar satması utançtır ve sendikal tarihe kara bir leke olarak geçmiştir.

Kamu emekçilerinin; 3600 ek gösterge talebine, vergi adaletsizliğine, zam talebine, kamu emekçilerinin ekonomik, mesleki, örgütsel ve sosyal haklarına çözüm getirilmelidir.

Kamu emekçilerinin 2002 yılından bu yana karşı kaşıya kaldığı kayıplar yüzdelik zamlara göre değil taban aylığına gerçekçi enflasyon oranında iyileştirme yapılarak düzenlenmesini istiyoruz.

Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu olarak; 2020-2021 yılları için açıklanan Sözde Toplu İş Sözleşme maaş zamlarıyla ilgili hükümlerini yeniden gözden geçirmeye ve zam oranlarının kamu çalışanlarının insanca yaşayacakları şekilde yeniden belirlemeye çağırıyoruz.”

Açıklamanın ardından oturma eylemi yapıldı.

Facebookmail

Türkiye’de İlk kez üniversitelerde toplu sözleşme mücadelesi başlattık.

Yükseköğretim alaninda bir ilki gerceklestirmek hayaliyle yola çıktık.
Üniversitelerin tum bileşenlerini ilgilendiren sorunların üniversiteler ile sendikaların kurum bazında yapacakları (tıpkı belediyelerde olduğu gibi) toplusozlesme ile çözüleceğine inanıyoruz.
Ülkemizde devlet memurlarının yetkili sendika aracılığıyla toplu sözleşme yapma hakkına sahip olduğu göz önünde bulundurulduğunda, Üniversitelerdeki personellerin de bu hakkın dışında tutulması mümkün değildir. Genel yetkili sendika ile kamu idarelerindeki çalışmalara ilişkin yapılan toplu sözleşmeler Yükseköğretim Kurumlarındaki somut çalışma sistemi ve çalışanların yaşadıkları sıkıntılar kapsamında çözüm odaklı yaklaşım getirmemektedir. Diğer kamu kurumları ile Yükseköğretim Kurumlarının çalışma prensipleri ve sistematiği oldukça farklı olduğundan çalışanların hakları ve çalışma tertipleri ancak yerel toplu sözleşmelerle düzenlenebilecektir. Aksi halde toplu sözleşme hususu Yükseköğretim çalışanları için faydasız kalmakta ve sendika temel işlevini yitirmektedir. Mevcut durum örgütlenme özgürlüğüne aykırılık teşkil etmektedir.

Somut durum Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 11. Maddesine, ILO’nun 87 ve 98 numaralı sözleşmelerine, Anayasamızın 90. Maddesine aykırılık teşkil etmektedir

İk yıldır yetkili olduğumuz Dokuz Eylül üniversitesinde yazışmaların sonuna geldik. Üniversite mevzuat gereği toplu sözleşme yapamayacağını bildirdiler. Bizler bölge avukatimiz ve yükseköğretim uzmanımız Ozan Karakaya ve genel merkezimizin desteği ile hukukî mücadelemizi baslattik.
Mücadele edenler her zaman kazanamazlar, ancak kazananlar her zaman mücadele edenlerdir.
Er ya da geç kazanacagimiza inanıyoruz.
Eğitim iş İzmir 4 nolu Yükseköğretim şubesi

Etkili ve yetkili sendika
Eğitim iş İzmir 4 nolu Yükseköğretim şubesi

Facebookmail

DOKUZ EYLÜL ÜNİVERSİTESİ GÜZEL SANATLAR FAKÜLTESİ VE DEVLET KONSERVATUARI HAKKINDA AÇIKLAMAMIZDIR.

Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi ve Devlet Konservatuvarı’ nın Narlıdere’deki binalarının depreme dayanıksız olması gerekçesi ile Rektörlük binası olarak Tınaztepe’de inşa edilen binaya taşınması hakkındaki değerlendirme, görüş ve önerilerimizi öncelikle Dokuz Eylül Üniversitesi’nin öğrencisi, akademisyeni, idari ve teknik işgöreni olmak üzere tüm kamuoyu ile paylaşmak isteriz. Konunun irdelenecek birçok yönünün olduğunu biliyoruz. Bununla birlikte bu açıklamamızda özden uzaklaşmamak ve yapıcı olmak adına konunun en önemli olduğunu düşündüğümüz yönlerine ilişkin görüşlerimizi sunuyoruz.

İlk olarak bugüne gelinen süreçte yaşananların bir fotoğrafını çekmek isteriz. Sürecin ne zaman ve nasıl başladığına ilişkin belleğimizi yokladığımızda daha Prof.Dr. Mehmet Füzün’ ün rektörlüğü döneminde Devlet Konservatuvarı binasının depreme dayanıksız olduğu yönünde bilgiler bulunduğu ve hatta oluşan tepkiler üzerine bir sessizleşme dolayısı ile rafa kaldırılma yaşandığı bilgisi ile karşılaşıyoruz. 2019 başında konu bu kez Güzel Sanatlar Fakültesi binalarını da kapsayacak şekilde tekrar gündeme gelmiş; bu aşamada GSF Dekan V. Prof.Dr. Hacı Yakup Öztuna ve DEÜ Rektörlük Üst Yönetiminin birbiri ile çelişen açıklamalarının ve gelişmeye başlayan tepkilerin ardından konu yine sessizleşmiştir. Haziran 2019’a geldiğimizde DEÜ Rektörlüğü, DEÜ Mühendislik Fakültesi Öğretim elemanlarından oluşan 06.02.2019 ve 27.06.2019 tarihli iki raporu dayanak göstererek taşınmanın kesin olarak yapılacağı yönünde almış olduğu kararını uygulamaya koymuştur. Bu durum öğrencisinden öğretim elemanına DEÜ GSF ve Konservatuvar bileşenlerinin tepkisine yol açmıştır. Tepkilerinin odağında sanat eğitiminin uygulamalı olması nedeni ile bu taşınmanın eğitimin niteliğini olumsuz yönde etkileyeceği ve bu olumsuzluğun en azından iki ya da üç dönem öğrencilerinin niteliksiz bir eğitimle karşı karşıya oldukları vardır. Kaldı ki, 90’ların başına değin Alsancak’ta olan GSF yapılarının o zaman görece İzmir’in merkezinden uzak bir yere; Narlıdere’ye, ‘’atılmasının’’ travması belleklerdeki tazeliğini korumaktadır ki, şimdi gelişmiş, oturmuş ve insan ile iç içe bir haldeki Narlıdere’den toplum ile yalıtık bir yer olarak görülen ve sanat eğitimi için hazırlanmamış bir yapının bulunduğu Tınaztepe’ye yeni bir ‘’atılmayı’’ kabullenemediklerini dile getirmektedirler.

Bu noktaya kadar yaşananları değerlendirdiğimizde ‘’depreme dayanaksız’’ olduğu her ikisinde de altı bilim insanının imzasını taşıyan raporlar ile kanıtlanmış yapılarda eğitim ve öğretime devam edilemeyeceği olgusunun bir takdirin ötesinde yasal bir zorunluluk olarak karşımızda olduğunu görmekteyiz. Devlet malı elbette korunmalıdır ama bir canımızın; öğrencimizin, işgörenimizin dahi burnunun kanamasına izin de veremeyiz. Bununla birlikte böylesine önemli bir konuda DEÜ Rektörlüğü süreci yönetirken özellikle saydamlık adına olumsuz bir tutum içinde olmuş ve karar alma süreçlerindeki demokrasi anlayışının ne olduğunu ortaya koymuştur. Öyle ki; yapılacaklardan ve yaşanacaklardan en çok ve doğrudan etkilenecek olan DEÜ Güzel Sanatlar Fakültesi ve Devlet Konservatuvarı bileşenlerinin temsilcileri yanı sıra yasal anlamda temsilcileri olan sendikalar süreçlere alınmamış, bilgi ve görüşlerine başvurulmamıştır. İki dönemdir DEÜ’de yetkili sendika olmamıza rağmen sendikamız gelişmelere dahil edilmek bir yana bilgi dahi verilmemiştir. Bu tutumun gelişmelerin olumsuza evrilmesinde önemli etkisi olduğunu düşünüyoruz.

Gelinen noktada insan yaşamına ilişkin bilim insanları tarafından hazırlanmış iki resmi rapor vardır ve ister takdir ister yasal zorunluluk deyin artık Narlıdere’de bulunan Güzel Sanatlar ve Devlet Konservatuvarı binalarında eğitim ve öğretim yapılamayacağı ve bu binaların yıkılmasının zorunlu hale geldiği açıktır. Yanı sıra ön çalışma olmaması nedeni ile sanat eğitimin niteliğine uygun olarak hazırlanmayan bir yapıya taşınılacağı ve bunun en az iki dönem öğrencisinin eğitimini olumsuz yönde etkileyeceği de açıktır. Bu noktada DEÜ Rektörlüğü’nün uygulamaya koyacağını açıkladığı önlemleri önemsiyor ve akıllarda oluşan önemli bir soruya yanıt olması bakımından DEÜ Üst Yönetimi ve Yönetim Kurulu’nun yıkılacak yapılarının bulunduğu yerde daha da iyisi yıkım sürecinde zaman kaybedilmesini önlemek bakımından GSF’nin Alsancak’taki eski yerleşkesinin inşaata hazır olduğunu dikkate alarak iki yıl içinde yeniden Güzel Sanatlar Fakültesi ile Konservatuvar binaları inşa edilmesi yönündeki iradesini ortaya koyan kararını açıklamasını diliyoruz. Bu süreçte içinde olduğumuz ekonomik koşullar ve genelgelerde açıkça gördüğümüz üzere merkezi bütçeden yeni bina yapımına kaynak ayırmadaki zorluklar nedeni ile İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin çözüm üretmek adına sürece dahil olma girişimini ve DEÜ Rektörlüğü’nün bu girişime yönelik olumlu tutumunu çok değerli bulduğumuzu belirtmek istiyoruz. Dokuz Eylül Üniversitesi Türkiye Cumhuriyeti’nin önemli bir üniversitesi olmak yanında İzmir ile özdeşlemiş bir değeridir. Bu değerin korunması ve gelişimi yönünde iki yerel yerinden yönetim organının dayanışması, alkışlanmanın ötesine geçebilir ve örnek olur diye düşünüyor ve destekliyoruz.

Sonuç olarak, terazinin bir kefesinde insan yaşamı olduğunda diğer kefesinde ne olduğu önemli değildir diyen bir anlayışla, bir olursak engelleri aşarız, zorlukların üstesinden geliriz diye düşünerek iki yıl için girişilen bu zor süreçte zorlukları birlikte göğüsleyelim diyoruz. Bu doğrultuda olmak üzere DEÜ Rektörlüğü’nün Güzel Sanatlar Fakültesi ve Devlet Konservatuvarı öğrenci, öğretim elemanı ve sendikaların temsilcilerinin katılımı ile kamuoyunun bilgi ve gözlemine açık saydam bir kurul oluşturmasını, süreçlerin bu kurul tarafından olgunlaştırılması ve yönlendirilmesini öneriyoruz.

Saygılarımızla…

Eğitim İş Eğitim ve Bilim İşgörenleri Sendikası

Yükseköğretim Şubesi Yönetim Kurulu

Facebookmail
1 2 3 4 5 20